• DOLAR 9.22
  • EURO 10.748
  • ALTIN 528.874
  • ...

Köyde muhtarlığın büyük kabilede olduğu ve sürgit bir anlaşmazlığın olduğu iki kabile vardı. Küçük kabilenin bir kısmı başka köylerle iş tutarak hakkını aramaya çalışıyordu. Oysa bu diğer köyler de bu ateş sönmesin diye ne gerekiyorsa yapıyordu. Küçük kabileden olan Selman köyün hak ve adalet üzere birlik ve beraberliğinden yanaydı.

Köyde kimler yoktu ki… Atalarının eşkıyadan kurtardığı köyün malına, mülküne ve namusuna göz diken yerli eşkıya mı dersiniz; iyi kalpli muhtarı seçen etkisiz çoğunluk mu, ağanın etrafına çöreklenen ikiyüzlü yalakalar mı, Selman’ın kuyusunu kazan kardeşleri mi, köyün meralarında sadece kendi “davarlarını” otlatan “yandaşlar” mı dersiniz… Kimler yoktu ki!

                Zavallı Selman bir başınaydı. Güçlü pazıları vardı. Elinden her iş gelirdi. Sürüyü kurt-çakal bastı mı en önde o koşardı. Etrafı eşkıya sardı mı ilk o davranırdı. Birinde bir başına civarı eşkıyaya karşı savunmuş mahalleyi uyandırıp gayrete getirmişti. Ama birkaç gün konuşup unuttu köylüsü.

                 Gece yarısı bir hasta kasabaya taşınacaksa ilk Selman akla gelirdi. İnşa edilecek evin temelini mutlaka ona kazdırırlardı. Ama kimse Selman’dan haz etmezdi. Tek günahı bir gün kapısına dayanıp namusuna el uzatan Cengo’nun kafasını eline geçen odunla ikiye yarmasıydı. Tabi köylüye gün doğmuştu. Kanalın yönü mü değişecek; bahçeye çit mi çekilecek; düğün derneğe hazırlık mı yapılacak Selman’ı çağıran köylü sıra bir düğün yemeğine geldi mi veya muhtara aza seçmeye ya da köy odasında toplanıp karar almaya geldi mi bahane hazırdı: “Ama Selman! sen Cengo’yu vurdun ya seninle görünürsek yanlış anlaşılır” denirdi. Gamsız çoğunluk ta propagandaya gözü kapalı kanardı.

Aslında köylünün tamamı, hem Selman olsun isterdi hem de olmasın. Zira hem işlerine çok yarıyordu hem de pis işlerine çomak sokuyordu. Muhtarı aldatan ikiyüzlüleri, muhtarın yanılgılarını, meraları parselleyenleri, kanalı sadece tarlasından geçiren azayı, oğlunu kaymakamlıkta sahte gözyaşı ile işe koyan işbirlikçiyi ifşa etmekten çekinmiyordu. İşte o yüzden Selman hem vardı hem de yoktu. Duvar örülürken alnından çıpır çıpır damlayan terini pohpohlayıp “bu köy sana çok şey borçlu” diyenler iş nimete gelince “Ama sen çok sakıncalısın, sicilin bozuk, kafa yarmışsın” derlerdi. Garibim Selman da suçluluğunu kanıksamış bir vaziyette sineye çekiyordu.

                Hâlbuki uzak tutmalarının sebebi yardığı kafa değil “aşırmalarına” çomak sokmasıydı. İftiralar olmasa kaymakamın tam da aradığı adamdı aslında. Birine bir “Ömer” lazım olacaksa gözü kapalı tavsiye edilecek biriydi. O zaman da Çeto’nun oğlu işe giremez, köyün devriyesi sabah akşam aklı eğlencede olan ayyaşlara verilmezdi. Yapışmıştı bir kere yakasına “avlusunda” yarılan “Cengo” kafası. Aslında Cengo’yu kimse sevmezdi. Hısımlarından birinin “karanlıkta” onu vurduğu da söyleniyordu. Ama olay “avlusunda” cereyan etmişti bir kere.

                Ne zaman Selman bileği ile emeği ile küçük bir bağ-bahçe inşa etse ihtiyar heyeti ve aza toplanır, Selman’ın bağı bahçesi büyürse herkesin kafasını yarabileceğine muhtar inandırılır ve köyün silahlı-silahsız bekçileri marifeti ile bağı-bahçesi yıktırılırdı.

                Aslında Selman’a babası hep “maslahatı” aşılamıştı. Bu aşılama o kadar yüksek dozda olmuştu ki maslahatı gözetmenin bedelini ödedi hep Selman.

                Belki bir defa güçlü ve kararlı bir şekilde itiraz etse, başta köyün selameti adına destek verdiği muhtar olmak üzere birçok kesim daha adil olurdu. Ya da zaten bağı-bahçesi bozduruluyordu; hiç değilse bu itiraz ile karşılıksız bedel ödemekten kurtulmuş olurdu. Yani kaybedeceği bir şey olmazdı bizce.