• DOLAR 5.642
  • EURO 6.336
  • ALTIN 260.262
  • ...

Efsane Japonya`dan…Eski zamanlarda maymun kralın üç akıllı danışmanı varmış. Bunlar ormanda gezinirken şeytanla karşılaşırlar. Şeytan çirkin sesiyle çığlıklar atmaya başlamış. İnançlarına göre şeytanı gören lanetlenir ve maymun krallığı felakete uğrarmış. Bu yüzden  maymunlardan birincisi görmemek için gözlerini kapamış ama şeytanın sesini duymuş. İkincisi kulaklarını kapamış ama o da şeytanı görmüş. Üçüncüsü ise bu ölümcül sırdan kimseye bahsetmemek için hemen ağzını kapamış. . O günden sonra insanlar ne zaman gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatmış üç maymun görseler anlamışlar ki onlar şeytanı görmüş ve duymuşlardır ama toplumun çıkarları uğruna bunu bir sır olarak saklamışlardır.

Günümüzde ise maymunların bu tavrı “görüp de görmemek, duyup da duymamak, bilip de bilmemek” şeklindeki  “neme lazım”cı, edilgen, bencil insan karakterini ifade eden  “üç maymunları oynamak” deyimine kaynaklık etmiştir. Anlatılan efsanenin arka planında Hint felsefesindeki  “görmezsek, işitmezsek, konuşmazsak, şeytan da bize dokunmaz, işimize karışmaz” şeklindeki düşüncenin yer aldığı söylenmektedir. Bu felsefenin İslami düşünceyle taban tabana zıt olduğu aşikardır.

Hayata ve olaylara bigane kalan, vurdumduymaz insan tipinin İslam tasavvurunda yeri yoktur. İslam, toplumdaki olumsuzluklara seyirci kalmayı değil müdahil olmayı emreder. Müslüman, iyiliği emrederken kötülüğün üzerine üzerine gider. Gördüğü kötülüğü eliyle, imkanı yoksa diliyle düzeltmeye çalışır. Bu da mümkün değilse kalbiyle buğzeder ki bunu imanın en zayıf seviyesi olarak addeder. Zulüm karşısında sessiz kalmanın “dilsiz şeytan” tavrı olduğu bilinciyle zalimle, zulümle mücadeleyi hayat düsturu edinir. Hele hele zalime meyletmenin zulme şerik olmakla eşdeğer olacağını bilir ve bundan ateşten sakınırcasına sakınır. Bu hassasiyetlerin aşınması, zayıflaması ümmetin felaketi olmuştur. Son iki asırlık trajedi bunun kanıtıdır.

Meseleyi Kürdistan`da son zamanlarda yaşananlar bağlamında değerlendirmeye gelince…

Daha önceleri yabancı güçlerin zulüm ve talanından bizar olan Kürtler, son otuz yıldır yeni ve yerli zalimlerle de tanışmışlardır. 

Son süreçte Kürdistan`da yaşananlar, iki zulüm arasındaki Kürt halkının mazlumiyetini ve mağduriyetini zirveye çıkarmıştır.

Kürt toplumuna yabancı, ithal bir zihniyetin ve sistemin taşeronluğuna soyunan dikta heveslisi güruhun Kürtlerle olan doku uyuşmazlığı her geçen gün bariz bir şekilde ortaya çıktıkça bu çevreler telaşlanmakta ve paniklemektedirler.

Tarihi ve sosyal dinamikleriyle Kürt  toplumundan beslenen İslami hareket etki alanını genişlettikçe bunların saldırganlığı cüretkar bir hal almaktadır. Özellikle İslami STK`lara ve HÜDA PAR`a yönelik saldırılar, sindirme ve gözdağı amaçlı olarak sistematik hale getirilmektedir.  Üstelik bunu yaparken kirli medyaları aracılığıyla olayları tersyüz edip Stalinist propaganda yöntemleriyle hain komplolarını gizlemeye çalışmakta, yavuz hırsız misali edepsiz bir tavır takınmaktadırlar.

Müslüman Kürt halkına, İslami camialara,  İslami şahsiyetlere yönelttikleri zulüm aygıtları giderek tüm toplumu uğursuz bir ağ gibi sarmaktadır.

Oluşturulan çetelerle tedhiş eylemleri yapılmakta, halkın can ve mal emniyetine kastedilmektedir.

Yollar kesilmekte, zavallı esnaf haraca bağlanmakta, masum halkın evi ateşe verilmektedir.

Sözde  “asayiş” birimleriyle anarşizmin alası yapılmaktadır.

Romalı Vandalları gölgede bırakacak vandallık örnekleri sergilenmektedir.

Kürtlüğü kendileri dışında kimseye reva görmeyenler, Kürtlere en büyük zulmü yapmaktadırlar.

Tüm bu zulümlere, komplolara, yok etme ve sindirme teşebbüslerine birinci dereceden muhatap olan Mustazaflar  camiası ise takdire şayan olgun ve izzetli tavrını korumakta, Müslüman Kürt halkının maslahatını öncelemektedir.

Kürdistan`daki diğer oluşum ve camialara gelince… 

Bir kısmı kendilerinin de bir şekilde duçar oldukları PKK ve uzantılarının saldırılarını, terörünü mahkum etmekte, gerçeği dile getirmektedirler.

Bir kısmı da temkinli –çekingen bir üslupla da olsa sağduyu çağrısı yapmaktadırlar.

Bir kısmı ise deyim yerindeyse “üç maymunlar”ı oynamaktadırlar.

İçlerinde İslami hedef ve söylemleri olan bazı camiaların da yer aldığı bu son grup, zalimin zulmünü görmemekte, mazlumun feryadını duymamakta, gerçeği anlatmak yerine suskunluğu tercih edip lal kesilmektedirler.

Hele hele mustazaflara, mazlumlara yönelik kara propagandalara kanan ya da katılan kesimler, Kürt halkına en büyük ihaneti yapanlara ortak olduklarını bilmelidirler.

Kürt efkar-ı  umumiyesinde mahkum edilmesi gereken PKK/BDP ve mütecaviz çetelerinin tavrını görmemek, Kürtlerin maslahatına olmadığı gibi Kürdi duyarlılıkla da bağdaşmaz.

Hele hele İslami Kürdistan iddiasında olan bazı çevrelerin olanlar karşısında “üç maymun” tavrı sergilemesi en basit ifadeyle aymazlıktır.