• DOLAR 16.561
  • EURO 17.57
  • ALTIN 971.182
  • ...

Çerkezler, tarihte Kırım’dan Abhazya’ya kadar olan tüm Karadeniz sahil şeridinden, kuzeyde Kuban nehrini çevreleyecek şekilde doğuda Osetya’ya doğru sarkan toprakları içine alan toprakların sahibiydiler.

Günümüzde sadece Rusya Federasyonu'na bağlı Adigey, Karaçay-Çerkez ve Kabardey-Balkar adlı üç farklı cumhuriyetin sınırları içerisinde parçalanmış bir şekilde yaşamaktadırlar.

Ümmetin birlik ve beraberliğinin bozulması, kardeşlik şuur ve bilincinin azalmasıyla kaderlerine terk edilmiş yiğit bir halktır. Hâlbuki bu yiğit halk, yüzyıllarca ümmetin savaşçı gücünü oluşturmaktaydı. Devletlerin ali menfaatleri, milli ve ulusal çıkarlar onları da mazlumlaştırmış, kirli siyasi hesaplara feda edilmişlerdir.

Sıcak denizlere inmek isteyen Rus Çarlığı için Çerkezler de engel teşkil ediyordu. Siyonist israilin Filistinlilere uyguladığı soykırımın aynısını Ruslar 300 yıl önce Çerkesya’ya uyguladı: ‘Çerkezsiz Çerkez topraklarını ele geçirmek…

1700 yılında Osmanlı’dan Azak Kalesini ele geçiren Rus Çarlığının ilk kez Karadeniz’e ulaşmasıyla Çerkezler için sıkıntılı günler başlamıştır. Bu tarihten itibaren Çerkez toprakları işgal edilmeye, Çerkezler katledilmeye ve sürgün edilmeye başlanmıştır. Yakılan yıkılan ve boşaltılan Çersek köy ve topraklarına Rusya’da Serfliğin kaldırılmasıyla hürleşen ve topraksız olan milyonlarca Rus kölelerine dağıtıldı.

1783’te işgal edilen ve Ruslaştırılan Kırım projesinin aynısı Çerkesya’ya da uygulandı. Soykırımla ve katliamlarla bitirilemeyen halk, sürgüne tabi tutularak Kafkasların tamamı Ruslaştırıldı.

Çerkesler kahramanca savaşıyor, direniyor fakat yiğitlik de bir yere kadar idi. Bu savaşlarda on binlerce Çerkez ailesini kaybetmiş, dul ve yetim kalanlar, açlık ve sefalet içinde insafsız köle tüccarlarının eline düşmüştür.

Ruslara karşı amansız bir mücadele veren İmam Şamil’in 1859 yılında Ruslara esir düşmesiyle yalnız kalan Çerkezlerin direnişi altı yıl daha devam etmiştir. Rusların hiçbir ilke ve ahlak tanımamaları, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan katliam yapmaları, hamile kadınların karınlarını deşerek bebekleri süngülerin uçlarına takması, Çerkezlere ölmek ve sürülmekten başka seçenek bırakmadı.

21 Mayıs 1864’te Soçi sırtlarındaki Kbaada’da gerçekleşen son savaşta Çerkezlerin mağlubiyetiyle büyük sürgünün yolu açıldı.

21 Mayıs 1864'ten itibaren Çerkezler, başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine sürgün edildi. Resmi olmayan rakamlara göre 1,5 milyona yakın Çerkes bir ay içinde sürgüne tabi tutulurken, yol şartları, salgın hastalıklar, açlık gibi nedenlerden dolayı yaklaşık 500 bin Çerkez vefat etti.

Karadeniz sahillerine sürülen yüz binlerce Çerkez’in perişan hâline şahit olan Rus tarihçi Berje’nin sözleri 1864 gerçeğini gözler önüne sermiştir:

“Novorosisk Körfezi’nde toplanmış 17 bin dağlının bende bıraktığı korkunç izlenimi hiç unutmayacağım. Yılın bu sert zamanında neredeyse tamamen gıdasız kalan, tifüs ve çiçek salgınıyla kırılan bu halkın hâli içler acısıdır. Gökyüzünün altında çıplak arazide yırtık elbiselerinin içinde katılaşmış cesediyle yatan genç Çerkez kadının ve biri can çekişen diğeri annesinin göğsünden süt emmeye çalışan çocukların manzarası hangi kalbi sızlatmaz? Benzer pek çok sahne gördüm…”

Rus subay Ivan Drozdov, Soçi’ye ulaşmaya çalışan Çerkezlerin yürüyüşünü şu şekilde anlatmıştır: ‘Erkek, kadın, çocuk, yaşlı bir Çerkez kafile, açlıktan ve hastalıklardan bitkin cesetler halinde yürürken, aç köpeklerin saldırısına uğrayıp canlı canlı yeniyordu…’

Osmanlı topraklarına ulaşabilen Çerkezler, devletin ali menfaatleri doğrultusunda savaşların devam ettiği ve Müslüman nüfusunun azaldığı toprakları tahkim etmek,  Anadolu’da safları sıklaştırmak, devletin bekasını devam ettirme, askeri ve güvenlikçi maslahatlar gözetilerek iskân edildiler.  

Türk olmadıkları, Türkçe bilmedikleri ve tabası olmadıkları bir devleti koruma ve kollama görevleri Çerkezlere verilir. Osmanlı tekrar güçlenir ve ortak düşman Rusya’yı yenerse kendi topraklarına tekrar dönme hayali onlara her türlü görevi yapmaya mahkûm ediyordu. 

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde (93 Harbi)  Çerkezler Rumeli'nde ve Kafkas Cephesi'nde gönüllü olarak savaştılar. 1876’da isyankâr Bulgarların üzerine Çerkezler gönderilerek ancak isyan bastırılabildi.  93 Harbinden Osmanlı’nın mağlup olmasıyla Rumeli’ne yerleştirilen Çerkezler için 2. Sürgünle sonuçlandı.

Çerkezlerin gözü kara, yiğit ve cesur olmaları, askeri kurumlar dahil Teşkilat-ı Mahsusa'da dahi yer edinmelerini sağlamıştır.

Çerkezler 1. Dünya Savaşında bütün cephelerde savaşmış, 1918-1923 tarihleri arasında İstanbul ile Ankara hükümeti arasındaki politikalarda sıkışıp kalmışlardır. Mensubu olmadığı devletin siyasi ve kirli hesaplaşmalarına istemeseler de alet olmuşlardır.

Bunun en bilineni Çerkez Ethem olayıdır. Bu olaylarla birlikte Türkçe bilmeyen, kültür ve gelenekleri farklı olan Çerkezler gerek Anadolu’da gerekse diğer topraklarda üvey evlat muamelesi hatta ‘hain’ damgasını yemişlerdir.

Soyadı Kanunu, Tek partili dönem, farklı dil ve kültürlerin asimilasyon politikaları Kürtler gibi Çerkezleri de bütün dönemlerde sakıncalı duruma getirmiştir.

Çerkez Soykırımı’nın üzerinden 158 yıl geçse de unutulmadı. Çerkez diasporası, 21 Mayısı çeşitli etkinliklerle anmakta, seslerini dünyaya duyurmaya ve Çerkez Soykırımı Günü olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar.