• DOLAR 8.285
  • EURO 10.015
  • ALTIN 483.022
  • ...

Basını tararken gözüme yan yana iki tane haber ilişti. Haberlerden biri ABD’den, bir diğeri ise Türkiye’den…

ABD ile ilgili haberin içeriği şöyle: Üretilen F-35 savaş uçaklarındaki yazılım sorunlarının çözümü için ABD'deki 3 üniversiteden yardım istendi.

Türkiye’deki haberin içeriği ise Boğaziçi Üniversitesinde Kâbe’ye saygısızlık ve buna tepki gösteren öğrencilerin tek tek fişlendiği ile ilgiliydi.

Cidden ilginç bir durumdu…

Üniversitelerin görev ve sorumlulukları, kuruluş amaç ve felsefeleri nedir?

Bu ülkenin öz kaynaklarıyla beslenen ve çocuklarını okutan üniversiteler, yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu halkın kutsallarına neden düşmanlık eder?

Bu ülkenin onca sorun ve problemi varken ve bunu çözmesi gereken üniversitelerimiz neden bu tür kirli işlerle uğraşırlar?

Dünyanın herhangi bir ülkesindeki üniversite ve akademik kadro, halkın inanç ve değerlerine savaş açarak halkı tahkir ve provoke eder mi? Bu tür sapıklıklara meşruiyet sağlamayı ve bayraktarlığını yapmayı kendine bir görev addeder mi?

Ülkenin müzminleşmiş sorun ve problemlerinin çözümüne odaklanması gereken bilim adamlarımız neden halkın idaresini ipotek altına almak isteyen dış destekli darbecilerin ve vesayetin militanları olurlar?

Bu ve benzeri daha nice sorular… Bütün bu soruların cevabını da yine ilim ve bilim adamlarımızın bulması gerekir?

Ülkemizde bunun çözümü için ferdi ve lokal bazı çalışmalar olsa da kurumsal bazda bir gayret ve çalışma maalesef yok. Bu alanda kendi görevlerini yerine getirmek için çalışan samimi ilim adamlarımızı tenzih ediyorum.

Türkiye’de 131’i devlet 78’i vakıf olmak üzere 209 üniversite bulunmaktadır.

YÖK verilerine göre 2019-2020 öğretim yılında üniversitelerde 7 milyon 940 bin 133 öğrenci eğitim alırken, 28 bin 514'ü profesör, 16 bin 664'ü doçent, 40 bin 998'i doktor öğretim üyesi, 37 bin 651'i öğretim görevlisi, 50 bin 667'si araştırma görevlisi olmak üzere toplam 174 bin 494 akademisyen görev yapmaktadır. 

Vakıf üniversiteleri hariç sadece devlet üniversitelerine 2019-2020 döneminde 36 milyar 50 milyon TL toplam bütçe ayrıldı.

Üniversitelerimizde okuyan öğrenci sayısı birçok devletin nüfusundan fazla. Akademisyen sayımız birçok ülkenin ordusundaki asker sayısından fazla. Bütçe istenilen düzeyde olmasa da Türkiye şartlarındaki bir ülke için kötü değil.

Bütün bunlara rağmen üniversitelerimiz dünya başarı sıralamasında yok.

Akademik çalışma ve araştırmaları baz alan US News Global’e göre dünyanın en iyi 10 üniversitesinin ilk dört sırasında ABD’li üniversiteler yer alırken İngiltere’den Oxford Üniversitesi 5. sırada, ardından gelen 4 üniversite yine ABD’nin…

Listede Türkiye ancak 197. Sırada Boğaziçi Üniversitesi ile yer almış. ODTÜ 453. İTÜ ise 486. sırada. Gerçekten ağlanacak bir durum.

Sorarsan, bilimsel ve gerçekçi olmayan onlarca bahane üretecekler.

Başarılı olan üniversitelerde temel kıstas ehliyet ve liyakattir. Gelecek rektör, okula nasıl bir katkı sunacak, okulu nereye taşıyacak, bilime nasıl bir katkı sunacak, sorularının karşılığıyla değerlendirilir. Her ülke kendi gerçeklerini göz önüne alarak rektör atama sistemini inşa etmiş. 

ABD’de Anglo-sakson modelini benimseyen üniversitelerde rektör, üniversite yönetim kurulu tarafından seçilirken, Harvard Üniversitesi'nde kendine özgü modeliyle rektör, mezunlar derneği tarafından atanıyor. New York State Üniversitesi'nde ise rektörü üniversite personeli seçiyor.

İngiltere’de profesörlerin haricinde özel sektör temsilcileri ve öğrencilerin üye olduğu üniversite komiteleri tarafından aday gösteriliyor ve üniversite konseyi tarafından rektör süresiz olarak atanıyor.

Almanya’da; öğrenci temsilcilerinin de olduğu üniversite kurulu, rektör adayını belirleyip eyalet eğitim bakanının onayına sunuyor.

Fransa’da Rektörler; öğretmen, öğrenci ve akademik personelden oluşan kişilerce seçilerek üniversite konseyine sunuluyor…

Görüldüğü gibi öyle illa seçim olacak, benim adamım, senin adamın, onun adamı kavgası yok… liyakat ve ehliyet kriteri geçerli. Bunun için de başarılı oluyorlar.

İsviçre Medeni Kanunu’na göre evlenen-boşanan ve aile hayatı olan, Almanlara göre ticaret yapan, İtalyanlara göre cezalandırılan bir ülkenin eğitim politikası ve üniversitelerinin normal olmasını kimse beklemesin…