• DOLAR 5,7165
  • EURO 6,2917
  • ALTIN 276,659
  • ...

Türkiye, hâlihazırda nükleer silaha sahip değil. Soğuk savaş döneminde Eskişehir, Balıkesir, Ankara Mürted (Akıncı), Malatya Erhaç ve Adana İncirlik’de ABD’nin nükleer silahları bulunduruluyordu. Bu nükleer silahların kontrolü tamamen ABD’nin elinde idi. Bir ihtiyaç duyulması halinde bu iş için eğitilmiş Türk pilotlar bu bombaları daha önceden belirlenen Varşova Paktı ülkelerindeki hedeflere bırakacaklardı. Tabi ABD’den gelen kodlar bombalara yüklendikten sonra.

Soğuk savaşın sona ermesinden sonra Adana İncirlik üssü dışındaki silahlar geri çekildi. İncirlikteki silahların yeni nesil silahlarla değiştirildiği basına yansıdı. Bu silahların kullanımı için Türkiye ve ABD arasında bir protokol imzalandı. Silahlar iki tarafın karşılıklı oluruyla kullanılabilecek. ABD başkanının elindeki kodlar silahlara yüklenerek aktif edilecek ve Türkiye de bu silahların İncirlikteki uçaklara yüklenmesine ve uçakların kalkışına izin verecek. Basına yansıyan protokol bu.

Dolayısıyla salt Türkiye’nin kontrolünde olan nükleer silah yok.

 Türkiye şu ana kadar nükleer silah edinmek için ciddi bir çaba içinde olmadı. Kendisine yönelik nükleer bir saldırı olursa ABD ve NATO’nun nükleer silahları devreye girecek. Ne de olsa ABD ve Batı dünyası ile düşman değil, müttefikiz. Onlardan herhangi bir tehdit gelmez. Genel ya da kabul ettirilmeye çalışılan kanı bu idi.

Yıllarca bu safsatalarla uyutulduk. Uçak yapmana gerek yok, füze yapmana gerek yok, gemi yapmana gerek yok, İHA yapmana gere yok. En iyisini zaten yapıyorlar. Bizimle onların arasında fark yok, onların silahı bizim silahımız, bizim üslerimiz onların üssü idi. Onlar bizim güvenliğimizin nasıl sağlanacağını bizden daha iyi biliyorlar… türünden yalanlarla bir halkı uyuttular.

Halk uyanınca tehdit ve tehlikenin esas kaynağının ABD ve NATO olduğunu anladı. Kıbrıs harekâtında, darbelerde, 15 Temmuz’da, S-400 füze alımında bu durum net bir şekilde ortaya çıktı. Bu çelişkiyi anlayınca kendi silahlarını temin etme ve tedarik etme yoluna gitti.

Kendi tüfeğini, füzesini, gemisini, bombasını üretirken, bütün bunların üzerinde bir güce sahip olan Nükleer güç ve nükleer silahların güç ve caydırıcılığını gördü. Nükleer güç isen dokunulmazlığın var. Dünyanın bütün egemen ve emperyalist güçleri seni hesaba katmak zorundadır.  İkinci Dünya Savaşı esnasında ABD’den önce Almanya ya da Japonya, nükleer silaha sahip olsaydı şu an ki dünya güç dengesi çok farklı olacaktı. Bu gerçeği ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright Irak işgali sonrası şöyle dile getirmişti: "Irak'tan verdiğimiz mesaj şu oldu: Nükleer silahın yoksa işgal edilirsin, varsa edilmezsin."

Bunun için Müslümanların bu silaha sahip olmamaları için her türlü çaba ve engelleme yapıldı. Türkiye’nin kendi bağımsız bir hava savunma sistemine, bir S-400 füzesine sahip olmasını istemeyen güçler, Nükleer güç sahibi bir Türkiye’yi hiç istemezler.

Dört gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir forumda Türkiye’nin nükleer silaha sahip olması gerektiğini ilk defa açıkça ifade etti. Erdoğan; ‘Şimdi her şey iyi güzel de birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, bir tane iki tane değil... Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum…"

Nükleer silahlar çok acımasız ve gaddar silahlardır. Diğer silahlar masumdur demiyorum. Ama nükleer silahlar kullanıldıkları alanda kadın, yaşlı, çocuk, hayvan, bitki, hiçbir şey bırakmıyor. Birkaç dakika içerisinde şehirler, coğrafyalar içerisindeki bütün canlılar yok ediliyor. Nagazaki ve Hiroşima’da uzun yıllar bitki dahi yetişmedi. Felaketin izleri aradan 74 yıl geçmesine rağmen hale silinebilmiş değil.

İnsanlık bu felaketten ibret almalıdır. Birileri elde ediyorsa diğerlerinin elde etmesin tezi doğru olmaz. Hele hele Müslümanların elde etmesi kabul edilemez. Birilerinde var ise diğerleri de er ya da geç bu silahlara ya da daha gelişmişine sahip olmaya çalışacak ve dünyada silahlanma yarışı devam edecektir.

Dünyamız nükleer, kimyasal, biyolojik ve diğer kitle imha silahlarından arındırılarak yaşanılabilir bir mekân haline dönüştürülmelidir. Bunu da ancak Allah ve ahirete iman eden muvahhitler gerçekleştirebilir.