• DOLAR 5,7344
  • EURO 6,3129
  • ALTIN 280,080
  • ...

Kırıkkale’de Emine Bulut adlı kadın tartıştığı eski eşi tarafından bıçaklanarak vahşi bir şekilde öldürüldü. Cinayet esnasında 10 yaşındaki kızları da yanlarındaydı.  Baba şefkatine ve korumasına muhtaç 10 yaşındaki bir kız çocuğu, kendisini ve annesini tehlikelerden koruması gereken babasının annesini vahşice öldürmesine tanıklık ediyor. Bu çocuğun ruh dünyasında yaratacağı tramvayı kelimeler anlatmaya yetmez.

Bu, kadın cinayetlerinin ilki değil, keşke son olsun diyebilseydim. Maalesef bunu da diyemiyoruz.

Bu cinayet, vicdan sahibi olan herkesi derinden etkiledi. Bir insan, bir baba, nasıl da böyle canavarlaşabiliyor?

Kendi kızının gözleri önünde eski eşi olan annesini nasıl böyle vahşice öldürebiliyor? Bu tür cinayetleri salt polisiye tedbirlerle, en ağır ceza verilsin, idam geri gelsin, gibi söylemlerle geçiştirilemez. Elbette bu vahşet karşılıksız kalmamalı. Bir insana verilecek en büyük ceza da idamdır, onun ötesi yok. Şu anki kanunlarla verilen idam cezaları infaz edilmediğine göre ömür boyu hapisten ötesi yok.

Eses önemli olan bu cinayeti işlettiren ruh hali, neden ve sebepler iyi analiz edilmeli.

Bir eş ve koca olan her erkek, normal şartlarda kendi eşini hanımını tehlikelerden korur, kem gözle bakanı dahi cezasız bırakmaz, başka birisinin eşine el sürmesia asla müsaade etmez. Bunu namus, onur meselesi bilir. Kavga eder, savaşır, gerekirse hayatını bu uğurda seve seve feda eder. Bu fıtri bir duygudur. Salt insanda değil,  diğer canlılarda da öyledir. Nasıl oldu da koruyucusu, hamisi, eşi olan erkekler kendi eşlerini vahşice öldürmeye başladı?

Nasıl olur da kadınlar, kocalarından kaçar, onların şerrinden emin olmak için polis korumasına ihtiyaç duyar hale geldi?

Aile içi tartışmalar, geçimsizlikler, kavgalar, küskünlükler, boşanmalar salt günümüze has bir durum değildir. Belki ilk insan ve ilk evlilikle başlayan bir durumdur. Peygamberimiz Hz  Muhammed aleyhisselam, hanımlarına darılmış, günlerce küskün kalmış, önem ve mahiyetine binaen gökten vahiy nazil olmuştur. Örnek nesil olan sahabeler arasında boşanmalar gerçekleşmiştir. Zeyd b Harise  ile Peygamberimizin halasının kızı Zeynep ile olan evliliği,  Peygamberimizin onca uğraşısına rağmen devam etmemiş, boşanmayla sonuçlanmıştır.

Boşanmaların çoğalması, aile kurumunun gün geçtikçe zayıflaması, sözde kadını koruma adına çıkarılan onca kanuna rağmen kadın cinayetlerinin artmasında anormal bir durum var.  Burada ters giden, fıtrata aykırı olan bir gidişat var.

İstanbul Sözleşmesi ve beraberinde getirdiği süreç, ne aile için, ne eşler için, ne de toplum için fayda getirmedi, hayırlı olmadı. İstatistikler, rakamlar göz önünde. Kadını erkeğe rakip göstererek, kadını sözüm ona güçlendirilerek aile kurumu ayakta kalamaz, kadın cinayetleri durdurulamaz. Aile kurumu güçlendirilerek kadın koruma altına alınır. Yeni nesil emniyet altına alınır. Madden ve ma'nen güçlü bir gelecek inşa edilir.

Bunun yolu da İstanbul Sözleşmeleri gibi fıtrata ve inancımıza aykırı olan kanun ve yasaların acilen lağvedilmesi, bütün resmi ve sivil kurum ve kuruluşlarla, basın ve medyasıyla, cami ve okullarla, imam ve öğretmenlerimizle seferber olunmasıdır. Aileyi nasıl kurtarabilir, nasıl sağlamlaştırabilirizin formülünü bulmalıyız.  Yoksa Allah muhafaza nice Emine ve Ayşelerimizi ve aile kurumumuzu tamamen kaybetmek durumunda kalacağız.