• DOLAR 5.774
  • EURO 6.407
  • ALTIN 277.452
  • ...

Bir ülkenin dış politikasını etkileyen soyut ve somut olmak üzere iki ana faktör vardır. Soyutun içerisine kültür, tarih, sosyal yapı, hükümetin yapısı, liderin yapısı ve karizması, ideoloji girerken; somut olanlara coğrafya, nüfus, ekonomik güç, askeri güç, teknolojik gelişmişlik gibi faktörler girer.  

Ekonomik ve teknolojik olarak dışarıya bağlı olan devletler dışarıda aktif ve bağımsız politika yürütemezler. Ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlıktan önce gelir.

Günümüzün emperyalist güçleri ekonomik, teknolojik ve askeri bakımdan güçlü ve gelişmiş ülkelerdir. ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin askeri harcamalarını besleyecek ekonomik güçleri, kendi silahlarını üretecek yeterli teknolojiye sahipler. Devasa uçak filolarına, onlarca uçakları taşıyan uçak gemileri ve nükleer güçleri vardır. Bu güçlerini hak ve adaletin ikamesi için değil, emperyal politikalarını yürütmek için insafsızca kullanmaktalar. Sömürdükleri ülkelerin ekonomik bağımsızlığa ve kendilerine yetebilecek teknolojiye elde etmelerine müsaade etmemekteler.

Bunun somut örneğini Türkiye’nin ortağı ve müşterisi olduğu F-35 savaş uçağı programından çıkarılması ve parasını ödediği halde uçakların verilmemesidir. Ortada bir anlaşma var, ödenen bir milyar 400 milyon dolar para var. Anlaşmada şu silahı, bu füzeyi alamazsın gibi maddeler yok. Şayet Türkiye, S-400 füzelerini F-35 uçaklarını aldıktan sonra alsaydı, uçaklar geri mi alınacaktı, Türkiye geri vermezse zorla mı alacaktı, ya da iddia edildiği gibi uçakları uzaktan bir düğmeye basarak işlevsiz hale mi getirecekti?

İşte Amerika ve emperyalistlerin mantığı budur. İhtiyacın olan silahı para dahi versen, satmaz. Başka yerden almana da müsaade etmez. Müttefik olduğunu iddia ettiği ülkeye bunu yapıyorsa, müttefik olmadığı ülkeye neler yapmaz? Irak’ı kimyasal silah olduğunu iddia ederek işgal etti. İran, nükleer silah elde edecek diye kıyametleri koparıyor. Ambargo üstüne ambargo uyguluyor. Bilmeyen de elinde hiç nükleer ve kimyasal silah yok zannedecek. Elinde dünyayı bitirecek nükleer, insan neslini bitirecek kadar kimyasal ve biyolojik silahlar var. Siyonist İsrail’in elinde hakeza. Ama onların mantığında bir İslam ülkesi nükleer güç haline gelmemeli. Kendi silahını üretecek teknolojiyi elde etmemeli ki sürekli onlara bağımlı ve muhtaç olsun. Türkiye’nin S-400 füzelerini alması karşılıksız kalırsa yarın başkaları da onu takip edecek. Bu da Amerika aleyhine ekonomik, siyasi ve askeri sonuçları olacak.

Bütün kavga ve gürültünün nedeni budur. Yoksa dünyanın birçok noktasında F-35’ler, S-400’lerin radarları tarafından gözetilmektedir. Sonuçta bunlar karşı karşıya geleceklerdir. İddia edildiği gibi F-35’lerin radara gözüküp gözükmediği de ortaya çıkacaktır.

Gelinen noktada Amerika’nın kafası karışık.  Trump’ın işbaşına gelmesiyle ABD’de bir liderlik sorunu ortaya çıktı. Pentagon bir dil, Beyaz Saray bir dil, CIA bir dil, Kongre farklı bir dil kullanıyor. Trump, bir saat içerisinde birbirine zıt iki açıklama yapabiliyor. Bu da dış politikaya yansıyor.

Trump’ın işi zor. İstemediği iki seçenekle karşı karşıya. Kongrenin dayattığı CATSA yaptırımlarını uygulasa bir dert, uygulamasa başka bir dert. Kendilerince orta bir yol bulmaya çalışıyorlar. Şimdilik orta yol olarak F-35 uçak projesinde Türkiye’nin rolünün askıya alınması. Diğer taraftan da Türkiye ile müttefik olduklarını vurgulama ihtiyacını hissediyorlar. Ama bu durum ne kadar devam eder, meçhuldür.

Bütün bunlar inşallah Amerika’nın zevalini yakınlaştırır. İslam ümmetinin uyanışına, birliğine, ekonomik, teknolojik ve her açıdan kendine yeterli hale gelmesine vesile olur.