• DOLAR 8.724
  • EURO 10.364
  • ALTIN 498.844
  • ...

Acziyetin ve fakrın göstergesi olarak boyun eğişin bir ifadesi olan dua, teslimiyettir.

Bu teslimiyet öncesi elinden gelen her gayreti fiiliyat döken girişimler olmuş; koşuşmalar, koşuşturmalar ve olası yapılabileceklerin hepsi sergilenmiştir.

Elden gelen tüm imkanlar seferber edilmiş; artık umut, sadece Allah’a bağlanmıştır.

Kişinin kalbi, göğe asılı duran kandil gibi gönül dünyasını aydınlatmaya başlayınca, meleklerin mırıltılarını da duyar.

Adeta mavi atlasın ve melekutî alemin tüm gücü, ellerine asılıymışçasına bir güç hisseder.

Öyle ki, dünyayı sırtlasa olmayacak şey değil; elini uzatsa uzaklar yakın olur.

Bakışları, perdeler arkası sırrı gören bir tevekküle bürünür.

Artık dünyadan, insanlardan ve mahlukattan yüz çevirmiş de arınmış bir halet-i ruhiye ile sonsuz ufka sabitlenen bir yürek sahibidir.

Fiziki ve ruhi olarak hazır bir pozisyonda Rabbine yürümektedir.

Her şeyi ellerinin tersiyle itmiş, sırrın sırrına ermiş gibidir.

Sadece kendisi ve Rabbi vardır.

Sadece isteme ve dileme vardır.

Dilemeyi istemeseydi istemeyi dilemez olan Rabbi…

Güven, bundan böyle teslimiyet; samimiyet ise ruhun yansıması olarak görülecek.

Yeryüzü ya bir mazluma ya da kalbi daralan bir kula şahitlik edecek.

Arşın fısıltıları sözlere kilitlenirken, elleriyle değil; tüm ruhuyla Rabbine iltica eden birine şahit…

Eller dünyayı da semayı da avuçlamışçasına niyaza durmuş ve arz-ı hal eylemekte.

Arz-ı halden arzuhale arz eden bir istek dilekçesi arşı titretirken, melekler her bir harfi semaya taşımanın yarışında.

Sözler; mazlumiyet veya acziyet suyuyla yıkanmışçasına yeryüzüne meleklerin avuçlarından dökülmekte.

Semanın kapıları açılmak bir yana, adeta kelimeleri kabulden çok yutmakta.

Dudaklar “Allah’ım! Allah’ım!” dedikçe göğün burçları sallanmakta.

Ona mağfiret dileyen melekut, “O senin kulun. Sen Vedud’sun Rabbim!” sözleriyle boyun eğmekte.

Nidalar arttıkça, niyazlar çoğaldıkça, acziyet kendini dile getirdikçe merhameti, şefkati ve iradesiyle Yüce Allah, kuluna kol, kanat germekte.

Kulunun gönlüne inşirah vermekte.

Bir sükûnet, bir ferahlık damla damla yanaklardan süzülür.

Rahman olan Allah, daha çok bürür kulunu; daha çok rahatlatır kalbini.

Artık istekler; mazlumiyet veya sıkıntının yansıması olarak rahmet-i Rahman’ın paratoneri olmuş, çektikçe çekiyor semanın şefkatini.

Yerle beraber gök de bu arzular için “amin” sesleriyle çalkalanmakta.

Kulun sesi bazen gönül sıkıntısından bazen Rabbini arzulamasından bazen gördüğü eziyetten bazen kardeşleri için dilemesinden daralmıştır çektikçe çekiyor rahmet-i Rahman’ı.

Bir ses inliyor adeta.

Yeryüzü konuşuyor sanki.

“Rabbim, Rabbim!”

İşte Kudüs, işte Aksa, işte Myanmar, Yemen, Mısır, Irak, Suriye, Afganistan, Keşmir, Doğu Türkistan…

İşte gaflete bürümüş gönüller…

Aydınlat Rabbim!

İradene boyun eğmiş oruçlu ağzım ve kudretine teslim olmuş ruhumla:

Dilemeyi istemeseydin, istemeyi dilemezdin.

Amin!