• DOLAR 5.708
  • EURO 6.326
  • ALTIN 270.08
  • ...

Yazılanlara ve yorumlara baktığınızda büyük bir hayal kırıklığı görürsünüz. Yorumcular ve hukukçular medyada son bir aydır adeta ezberletircesine seçim kanunlarını, maddeleri ve YSK’nın görev ve yetkilerini bize açıklayadurdular. Hatta gazete ve televizyon kanallarının Ankara temsilcileri canlı yayınlarda arifane görüşler bildirdiler.  Fakat ne garip bir cilve ki umduklarının tersi gerçekleşti. Yapılan beyanlara göre Maltepe ve Büyükçekmece ilçelerinde seçim yenilenebilirdi. İstanbul geneli iptal ya da yeniden seçime gitme diye bir durum olmayabilirmiş. Kanaatleri(!) ve büyük olasılıkları(!) dedikleri gibi çıkmadı. İstanbul’da seçimin 23 Haziran’da tekrarlanması kararı adeta şok etkisi yaptı. Şoktan mıdır bilemiyorum; ama özellikle sanatçı denilen kesim adeta siperdeymişçesine sosyal medyayı sallıyorlar. Elbette Ekrem İmamoğlu lehine. Ak Partiden mi? Ses ve soluklar kesilmiş; seçim cidden yenilenecek inanamıyoruz şoku hâkim.

Hukukçular ve yorumcular da kararın ne kadar mantıksız ve hukuki olmadığını ispat için üstün gayret gösterdiklerini televizyonlardan seyrettiğinizde şaşar kalırsınız. Kimi bahardan sonra yazın geleceğini, kimi her şeyin güzel olacağını yazıp duruyor.

Anlaşılan 23 Haziran’a kadar kamplaşmalar, kutuplaşmalar, seçim dönemidir diye caiz görüp her türlü söylem ve eylemi mübahlaştıranlar almış başını gidiyor. Nefret ve kin tohumları öyle bir hızla yayılıyor ki seçim tiksindiriyor, her iki taraf da tiksindiriyor. Her iki taraf da gömülmemiş savaş baltalarını tekrar ellerine almış, habire halkın başına vurup duruyor. Kendilerine bir şey olduğu yok. Ezilen ve hor görülen halk olduğundan olan halka oluyor. Bunca gelişmeler içinde tarafların ayıplarını ve kusurlarını öğrenmiş olmanın bilgiçliği bize kar kalıyor.

Sahi ne kazandık İmamoğlu’nun gelmesi Binali’nin gitmesiyle veya ne kaybedeceğiz...?

HAVET SİYASETİ

Öcalan’ın diliyle yazılmış bir mesajın avukatlarınca dışarıya verilmesi ve ilgili gelişmelerin boyutu hakkında ne söylenirse söylensin, gerçek şu ki herkesin kullandığı adam diye APO’dan bahsetmek yanlış olmasa gerek.

Zannediyor musunuz Karayılan, elindeki bunca imkânı Öcalan’a terk edecek. Ne kadar çok içerde tutsalar o kadar krallığı devam edecek diye düşünmek yanlış olmasa gerek. Bu saatten sonra Öcalan, ancak devlet ve PKK tarafından kullanılır. Şu ana kadar kullandıkları gibi. Devlet ona istediğini dikte ettirerek dışarıya yollar ve PKK ile YPG’ye mesaj verir; sakın uymamazlık etmeyin der. PKK/YPG ise adından faydalanarak tabanına mesaj verir. Taban daha çok hâkim olmak ister.

Fakat YPG’yi düşünün. ABD desteği ve müttefikliği, onca silah ve askeri eğitim, bir de verilme olasılığı devam eden özerklik…

Bu nimetler APO adına olduğu için tabanını onun adıyla sömürmeye devam varken, dediğini yapmak olacak şey değil. Bunun ne evet’i ne hayır’ı var. Fakat HAVET’i var. Havet’e devam edildiği müddetçe hem YPG/PKK hem devlet memnun olacak.

Dışardan seyredenler yani taban mı, her zamanki gibi “Öcalan’ın sağlık durumu iyi değil, haydi açlık grevine!”