• DOLAR 6.866
  • EURO 7.776
  • ALTIN 397.588
  • ...

Yarınların nasıl olacağına dair ilim adamlarından kesin bir şey söyleyen yok. Diğer ülkelere kıyasla salgının hangi devresinde olduğumuz konusunda da emin değiliz. Mevcut rakamlarla beş aşağı beş yukarı atlatabilecek miyiz yoksa Allah korusun İtalya’nın, İspanya’nın yaşadıklarını biz de yaşayacak mıyız?

Müslümanlar olarak elbette ümitvarız. Kıyamete denk gelsek bile elimizdeki fidanı dikmekle emrolunduğumuzun bilincindeyiz.

Yatırımcıların, iş dünyasının kullandığı bir kavram var; “önümüzü göremiyoruz, yarınların ne getireceğini bilemiyoruz...” derler.

Biz buna basitçe belirsizlik diyelim. Belirsizliğin bizim gibi normal insanlar açısından da olumsuz yönleri vardır. Yarın ne yapacağımızı bilememek bir sıkıntıdır.

Beklemek. Beklemenin kötü yanı müddetinin belirsiz olmasındandır. Ne kadar müddet bekleyeceğimizi bilirsek bizim için o kadar zor olmaz, vaktimizi ona göre değerlendiririz.

Özellikle bir takım devlet kurumlarında başımıza gelen belirsiz beklemeler gerçekten çok can sıkıcı olur. “Bilseydim bu kadar bekleyeceğimi...” şeklinde öfkemizi ve üzüntümüzü dile getirdiğimiz olur. Gerçi akıllı telefonumuz sayesinde bu öfkemizi biraz yatıştırabiliyoruz ama mesele sadece vakti geçirebilmek değil en güzel şekilde değerlendirebilmektir.

Salgın sebebiyle önemli bir kısmımız evlerimizdeyiz. İşlerinin başında olanlarsa bir başka bekleyiş içindeler.

Böylesi bir durumda bize düşen bugünü yaşamak, en güzel bir şekilde yaşamaktır. Hatta böyle bir demde şayet ölüm bizi yakalayacak olsa bile hiç bir şekilde “keşke” demeden yaşamaktır bugünü. “Ben yapacağımı yaptım, benim gücüm zaten bu kadardı...” diyebilmek önemlidir.

Ramazanın sonları yaklaşırken bir konuyu mutlaka dile getirirdim; bu Ramazanda kazandığımız güzel bir hatıramız var mıdır?

Şimdi aynı soruyu salgın günleri, karantina günleri için de sorabiliriz. Zaten hemen ardından Ramazan da geliyor, Allah bilir ya varıp oraya birleşecek gibi. Kendimizi şimdiden Ramazana girmiş sayalım ve programımızı şimdiden başlatalım.

Allah dostları zaten öyle buyurmadı mı? “Geçen gün geçmiştir, yarının da ne olacağını bilemiyoruz, dem bu demdir, dem bu dem.”