• DOLAR 5.684
  • EURO 6.38
  • ALTIN 260.818
  • ...

Yazımı İdil, Kozluca (Haniké) köyünden PKK tarafından şehid edilen Muhammed Şerif’in evinden yazıyorum. Önce onunla birlikte şehid edilen Abdülcelil kardeşin evindeydik, annesiyle, babasıyla ve yavrularıyla buluştuktan sonra buraya geçtik.

On beş yirmi yıla yakın hep buraları dolaşıyorum. Fakat daha çok kent merkezlerinde salonlarda ve meydanlarda konuşup duruyordum.

Bu defa Aziz İslam davası için bedel ödeyen en ücra köylere inip Müslümanlarla bire bir görüşüp her şeyi en ince detayına kadar dinlemeye kararlıyım. Çünkü her köyün seksenli yılların sonunda başlayan kendisine ait bir destanı var, ödediği bedeller var, bunlar bilinmeden davanın bu günü ve yarınları da bilinmez.

Bu köy de onlardan biri. Ben iki şehidimiz için gelmiştim meğer ondan önce burada doksanlı yıllarda daha nice şehidler verilmiş, ne ambargolara maruz kalıp ne hicretler yaşamışlar.

Zaten buraya gelmeden önceki Tepeköy başlı başına kitaplara ve belgesellere konu olacak bir destanın merkezi. Ve benim hayatımda da önemli bir yeri var, inşaallah başka bir zaman temas ederim.

Cizre’den, Şırnak’tan, Silopi’den, İdil’den, köylerinden, kasabalarından başladık ve taraya taraya gidiyoruz.

İslam uğruna bedel ödeyen bir tek kişiyi, bir tek haneyi atlamadan görerek ve dinleyerek tamamlama niyetindeyim.

İşin bizzat içinde olan bu kardeşlerimizi gördükçe ve dinledikçe defalarca “keşke, keşke” diyorum, keşke bütün bunları batıdaki kardeşlerimiz de bilselerdi. Keşke onlar da buraları gezselerdi, görselerdi, dinleselerdi diyorum. Bu durumda Türkiye’de çok şeyin değişeceğini, çok şeyin bugünden farklı olacağını görürlerdi.

Botan diye bilinen bu bölgeye gelmezden önce Bingöl’de bir kardeşimizden dinlediğim ve bir türlü aklımdan çıkmayan bir hatıra ile noktalayalım.

Kendi yaşına göre çocukları biraz küçüktü, galiba evlilik tarihinden çok sonra olmuştu çocukları. İlk yedi çocuğunun yaşamadığını söyledi. Sebebini sorduğumda on beş yıla yakın hicret hayatı yaşadığını, durmadan arandığını, durmadan ev değiştirdiğini, oturduğu evlerin hiç birine ev denilmeyeceğini, kısacası dünyaya gelen yedi yavrusunun da soğuktan ve gıdasızlıktan öldüğünü detaylarıyla anlattı.

Her bir Müslümanın buna benzer, bundan daha acı mı dersiniz, daha tatlı mı dersiniz destanları var, batıdaki Müslüman kardeşlerinin bilmediği destanları.

Keşke bilselerdi diyorum.