• DOLAR 5,7714
  • EURO 6,5587
  • ALTIN 260,461
  • ...

Bütün samimiyetimle baştan belirteyim, hiç kimseyi, hiç bir gurubu hedef almıyorum.

Ayrıca biliyorum, bu konu gazete köşelerinin değil daha çok kitapların, cami kürsülerinin konusudur.

Yine, bu konu hakkında bütün Müslümanların yeteri kadar bilgisi olduğunu da biliyorum.

En azından; münafığın üç alametinin olduğunu, konuştuğu zaman yalan söylediğini, söz verdiği zaman sözünde durmadığını, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona ihanet ettiğini Peygamber Aleyhisselam’ın dilinden hepimiz öğrenmişizdir. Dördüncü bir alamet olarak da; hasımlaştığında haddi aşıp çığırından çıkar, buyurulmaktadır.

Bunlar münafığın alametleridir. Daha çok müminlerin nifaka düşmemeleri konusunda Nebevi uyarılardır. Çünkü hiç bir mümin bu anlamda kendisinden emin olmamalı, bu alametlerin kendisinde bulunup bulunmadığı konusunda arada bir kendisini yoklamalıdır.

Daha da önemlisi bu alâmetlerden hareket ederek karşısındakini münafıklıkla itham etmemelidir. Efendimiz (s.a.v) bu alâmetleri bizim elimize bizzat kendimizi kontrol etmemiz için verdiği düşüncesindeyim.

Bir de münafıkların en bariz vasıfları, en önemli özellikleri vardır ki; Müminleri bırakıp kafirleri dost edinirler. Kendilerine kafirleri veli edinirler, akıldâne, danışman, yönlendirici, yol gösterici edinirler.

“Münafıklara haber ver ki onlar için elem verici bir azap vardır. Onlar müminleri bırakırlar ve kafirleri veli edinirler. İzzeti, onuru onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki izzet tamamen Allah’ın yanındadır.” (4/138, 139)

Buradan ve münafıkların anlatıldığı diğer ayetlerden de anlıyoruz ki münafıklar kıyıda köşede kalmış uyuz, sessiz ve basit insanlar değildir.

Görünüşleri, cüsseleri, kalafatları ve konuşmalarıyla dikkat çekerler, ağızları laf yapar.

Daha da önemlisi, toplum içerisinde stratejik konuma sahiptirler. Her şeyden önemlisi dengeyi değiştirecek durumdadırlar veya en azından hep öyle olmak isterler.

Önemli günlerde, önemli olaylarda ortaya çıkarlar ve genellikle tercihlerini kafirlerden yana kullanırlar, dengeyi İslam’ın aleyhine değiştirecek şekilde koşup seğirtirler.

Terazinin ibresi kafirlerden yana ağır bastığında kimlikleri netleşmeye başlar, kafirliklerini açıkça ifade etmekten çekinmezler.

İbre Müslümanlardan yana ağır bastığında ona göre tavır belirlerler. U dönüşü yapmak için hazırlıklıdırlar.

Müslümanlar, özellikle Müslüman yöneticiler toplum içerisindeki bu insanları biliyorlarsa ne mutlu bize. Yok eğer onları tanıyorlarsa veya tanıdıkları halde onlara karşı gereken tedbirleri alamıyor ve tavır koyamıyorlarsa vay o Müslümanların haline.