• DOLAR 16.598
  • EURO 17.413
  • ALTIN 970.23
  • ...

Değerli Feysel Şimşek abimiz anlatır da yazıya dökülmez mi!

Daha bir kaç ay önce tek başınayken, düşünüp hırsızlık ve uyuşturucuyu bırakmaya karar vermiş; yolun sonunun uçurum olduğunu fark etmişti. Çoğu arkadaşını bu yolda kaybetmişti. Çoğu farklı uyuşturucu suçlarına bulaşmış ya da uyuşturucudan ölmüşlerdi. Birçoğu da vurulmuştu.

Kendisi de az can yakmamıştı. Ama o da biliyordu ki bir gün bir köşede ya uyuşturucudan ölecek ya hırsızlık veyahut kapkaç yaparken, birileri tarafından öldürülecekti.

Günlerden bir gün duşunu almış, temiz elbiselerini giymiş, tövbe niyeti ile camiye gitmişti. Kamet esnasında saf düzenine geçen cami cemaatinden bir yaşlı herkesin içinde: “Çık dışarı! Bu halde namaz mı olur; git önce o dövmelerini sil!” diye azarlayıp onu camiden kovmuştu. O da buna çok sinirlenmiş; hayal kırıklığına uğramış, soluğu tekrar torbacıda almıştı.

Camide kovulmanın bedelini Muzaffer hocadan çıkaracaktı. Galiba o da duymuştu ki Muzaffer hoca dindar birisi. Kafasına koymuştu, onu bulup ondan intikam alacaktı. Ve Genç fazla vakit kaybetmeden soluğu Muzaffer hocanın olduğu dernekte alır.

Derneğin kapısından içeri giren genç, çok sinirli ve gergindi.

Oldukça heybetli, iri yapılı, uzun sakallı olan Muzaffer hocanın gözlerine dikti gözlerini. Tabi Muzaffer hocayı tanımıyordu.

Kin ve nefret doluydu, her an saldıracak gibi sert bakıyordu. Konuşmaya başlamadan sigarasından bir yudum çekti ve dumanını Muzaffer hocanın yüzüne üfledi.

“Burada bi Muzaffer hoca varmış; onu arıyorum.” diye dişlerini sıkarak sordu.

Cesur olduğu kadar, ferasetliydi de Muzaffer hoca. Güçlü ve kuvvetli oluşundan dolayı sevenleri Hz. Hamza’ya atıfta bulunup, Hamza derlerdi ona.

Muzaffer hoca tüm yüzünü çepeçevre saran sıcak bir tebessümle, Muhammedi bir iletişim dili ile içeri buyur etti genç delikanlıyı.

“Yav senin gibi bir delikanlı derneğimize gelecek de Muzaffer hoca onunla kapıda mı konuşacak? Böyle ayaküstü olur mu? Hele gel canım kardeşim şöyle müdüriyet odasına geçelim. Bir yemek, bir çay, bir kahve ısmarlamadan bırakır mıyım?” dedi ve içeri aldı.

30'lu yaşlarda, uyuşturucu bağımlısı; her tarafı jilet kesikleri ve dövmelerle dolu, hayata küsmüş, ümidini yitirmiş olan cesur genç şaşkındı. Doğrusu hiç beklemiyordu böylesi bir karşılamayı.

Müdüriyete geçip oturdular. Az önce çakmak çakmak yanan, öfke fışkıran bakışlarının yerini şaşkınlık; mahcubiyet ve teslimiyet almıştı.

Hoca çaylarla içeri girince, genç gayri ihtiyari hürmeten ayağa kalktı.

Gülümsedi Muzaffer hoca; elini gencin omuzuna dokundurarak; rahatsız olma, otur abem benim, sen bizim misafirimizsin dedi.

Elindeki sigara hala duruyordu utanmıştı şimdi. Zira çevreden anladığı kadarıyla burada sigara içilmiyordu. Kül tablası da yoktu. Elimdeki sigarayı nereye atayım hocam dedi.

Muzaffer hoca; atma iç dedi ve kalkıp bir çay bardağı altlığı getirdi.

İçmek istemese de hoca ısrar etti. İçebilirsin sıkıntı yok dedi.

“Buyur brêmın, Galiba siz Muzaffer hocayı aramıştınız, Muzaffer hoca benim!” dedi. Gencin şaşkınlığı doruk noktasındaydı. Zira Muzaffer hocayı öyle anlatmışlardı ki, aslan avcısıydı. Ve camiden kovulmasının hıncını dindarlığı temsil eden olarak gördüğü Muzaffer hocayı döverek almak için gelmişti.

Kısaca geçmişini, tövbe için camiye gidişini ve karşılaştığı bütün sıkıntılarını bir bir anlattı.

“Günahlarım çok, sizce Allah beni af eder mi hocam?” diye sordu.

Artık oldukça sakin ve saygılıydı. “Evli misin?” dedi hoca.

-Evet hocam evliyim.

-Çocuğun var mı?

-Evet.

-İki erkek, bir kız.

“Kızın yaşıyor demek!” diye devam etti hoca.

Genç şaşırdı. “Evet yaşıyor. Niye ki?” diye şaşkınlıkla sordu hocaya.

Yani onu diri diri toprağa gömmedin, gömmeyeceksin değil mi?

Genç adeta delirdi. “Yav sen ne dêyisen Muzaffer hoca. O benim canımın bir parçasıdır. Saçının kılı için Diyarbakır’ı yakaram!” dedi.

Muzaffer hoca gülümsedi. “Yav sen günahım çok deyince, ben de gerçekten çok zannettim. Senin günahın Hz. Ömer’inki (haşa) kadar bile yok.” Dedi.

-Allah senin gibilerini çok sever. Gençlere ayrı bir muhabbeti var.

Çay ve kahve eşliğinde bir süre tövbenin mahiyeti, gençlerin en hayırlısını, Allah’a ibadetin önemini anlattı Muzaffer hoca.

Bu güzel buluşmanın ve iletişimin ardından hızlı adımlarla eve doğru yol aldı. Bir güzel yıkanıp temizlendi.

Yıllar geçti aradan. O müpteladan büyük ölçüde kurtuldu. Çevresinde sevilen biri olarak anılıyor artık. Sohbetlere katılıyor, namazını kılıyor, hayata ve yaşama dair yitirilen umudunu kazanmanın hazzını yaşıyordu. Geleceğe; umutla, neşeyle, şevkle bakıyordu...

Muzaffer hoca ise zaferden zafere koşuyordu...