• DOLAR 8.281
  • EURO 9.996
  • ALTIN 482.85
  • ...

Son Abbasi halifesi Mu’tasım Billah (1242-1258) zamanında Tus’lu Nasiruddin adlı bilgin uzun süren gayret ve çalışmalar sonucu yazdığı kitaplarından devletin adaletle yönetilmesi ve hilafetin bekası için yazdığı kitabını alarak halife hazretlerinin(!) huzurlarına çıkar.
Güzel bir iş görmüş olmanın verdiği sevinç ile belki de bu gayret ve çalışmasından ötürü takdir görmek düşüncesiyle kitabını halife hazretleri(!) Mu’tasım Billah’a takdim eder.
Halife o anda nehrin kenarında oturuyordu. Kitabı aldı. Açtı fakat içinden tek kelime bile okumadan kitabın orta sayfalarından bir sayfa koparıp suya attı.
Ve sonra da Nasiruddin’e alaycı bir tavır ve aşağılayıcı bir bakışla bakarak:
“Bu sayfa çok kirlenmiş, yıkanması lazım.” dedi.
Ve öfkeli bir tarzda eline aldığı kitabı Nasiruddin’e göstererek:
“Sen bana bunu getireceğine Tus’tan bir ÖKÜZ getirseydin daha iyi ederdin,” dedi. Ve kitabın tümünü nehre fırlattı.
Nasirüddin, yıllarca emek verip yazdığı kitabın bir anda yok olmasına çok üzüldü, fakat bu zalime olan korkusundan bir şey diyemedi. Boynunu büktü ve halifenin hazretlerinin(!) huzurlarından ayrıldı.
Nasiruddin böyle aşağılanmış ve boynu bükük oradan ayrılırken, (halife hazretleri(!)) Mu’tasım kendisine:
“Molla nereye gidiyorsun?” diye seslendi.
Tus’lu alim Nasiruddin de kendisine cevaben:
“İstediğin ÖKÜZÜ getirmeye gidiyorum!’ dedi
Nasiruddin Tusi, Bağdat’tan ayrılıp Hülagu Han’ın yanına gitti.
Hülagu, bu alime ilminden dolayı büyük bir iltifat ve saygı gösterdi. Yanına aldı ve ikramlarda bulundu.vVe ülke yönetimi, ehliyet, liyakat ve adalet konularında faydalı şeyler yazmasını istedi. Zaman içinde Nasiruddin’in bilgilerinden, fikir ve projelerinden çok istifade etti.
1258 yılında Hülagu Han, Tus’lu alim Nasiruddin’i de yanına alarak Bağdat’ı işgal etti.
Yukarıda adı geçen Abbasi halifesi Mu’tasım Billah’ı da yakalatıp, esir olarak huzuruna getirtti.
O an Hülagu Han ve Tus’lu alim, Nasiruddin, yan yana altın-gümüş taht üzerinde oturuyorlardı ki bu taht, daha evvel Abbasi halifesi Mu’tasım’ın üzerinde keyf çatıp, alim-ulemaya, bilgili insanlara ve halkına üstten baktığı ve tahkir ettiği tahttır!
Bilge insan Nasiruddin Tusi, Hülagü Han’ın desteği ile halife Mu’tasım Billah’ı karşısına aldı ve ona şöyle dedi:
- “Sayın halife Mu’tasım efendi hazretleri(!) Bak! senin ısmarladığın ÖKÜZ’ü getirdim. Beğendin mi?” (Hülagu Han’ı kastederek)
Artık beğenip beğenmemek senin takdirine kalmış.
İster beğenirsin, ister beğenmezsin.
Bilginin, ilmin, alimin, fikirlerin değerini ve adaletle hükmetmenin gücünü bilmezsen, işte sonuç ortada.
Evet! Bilginin ve sözün en güzeline kulaklarını tıkayanların, alimlerine, aydınlarına gereken değeri vermeyenlerin, ilim, bilim ve fikirlerin değer görmediği yönetimlerde ve devletlerde çağa siyasi bir adalet ve merhamet rehberliğinden söz etmek faydasızdır, boşunadır.
Çünkü düşünce işçilerine saygı göstermeyen hiç bir siyasi anlayış yeryüzünü imar edemez.
Islahtan, düzenden, adaletten, disiplinden, şefkat ve merhametten bahsedemez.
Entelektüellerine tepeden bakan, alimlerini muhalif diye zindanlara tıkayanlar, eğitim ve öğretimi tektipleştirip baskı altında tutmaya çalışan yönetimler gelişme ve ilerleme şansını kaybeder.
Halka, hakikate, ilim, bilim ve adalete sırtını dönen toplumların fazla yaşama sansı yoktur. Bu gerek ilahi düzenlerde olsun gerek beşeri düzenlerde olsun sonuç aynıdır.
Devletleri yönetenlerin, karıncanın hak ve hukukunu tanıyan, kuzuyu kapan kurdun sorumluluğunu alan ve kendisine çözüm noktasında dert edinen yönetimleri rol model olarak almaları şiddetlice gereklidir.
Devletler ve yönetimler alimlerine, aydınlarına kulak verdiği ve adaletle hükmettiği müddetçe, eğitim seviyelerinin çıtasını olabildiğince yükseklerde tuttukça tarihi seyir içerisinde ilerleme kaydeder ve bir o kadar da saygınlıkları, var olmaları ve yaşama şansları artar.