• DOLAR 8.108
  • EURO 9.791
  • ALTIN 461.2
  • ...

Değişen, dönüşen ve gelişen bir yeryüzü mü?

Yoksa değişen, dönüşen ve genişleyen bir yeryüzü mü?

Hayır, Değişen, dönüşen, genişleyen bir yeryüzü var karşımızda…

Değişim var dönüşüm var fakat gelişim yok.

Sadece genişleyen bir dünya var.

Tabiata yabancılaşmış, nebatatı, hayvanatı ve ahlaki ilkeleri tarumar eden bir dünya…

Evet! Soğuk ve sıcak savaşların yaşandığı dünyamızda toplumsal sapma, sapkınlık, sömürü ve değerlerin yitimi de her geçen gün artmakta, küresel ve yerel sömürgeci güçler ise güçlerine güç katmaktadırlar.

Dünyamız ise gün geçtikçe büyümektedir.

Bu büyüme beraberinde birçok sorunu da getirmektedir.

Çarpık kentleşmeler, rant kavgaları, paylaşılamayan enerji kaynakları, çarpık anlayış ve düşünceler almış başını gitmektedir.

Ekonomik dengesizlikler, adalet mefhumu ve eşit yaşam koşullarının yitimi.

Dünyada, bilhassa adına İslam coğrafyası dediğimiz Ortadoğu ve diğer İslam beldelerinde harabeye dönen kentler ve öldürülen insanlar…

Yapılan bunca yıkım ve katliamların arkasında hiç şüpheniz olmasın ki kendi çıkarları uğruna her şeyi göze alabilen ve canavarlaşan emperyalist güçler ve yerli taşeronları yatmaktadır.

Dünyevileşmenin bu denli doruğa çıktığı bir dönemde sorumluluk sahiplerine rastlamak nerdeyse imkânsız hale gelmiş.

İnsani değerler ve insana saygı bitme noktasında.

Allah’a, topluma, kâinata ve kendine karşı sorumlu bir neslin yetiştirilmesi noktasında maalesef gerek toplum bazında gerek bireysel bazda üzerimize düşen görevleri layıkıyla yerine getirmiyoruz.

Bir vücudun azaları ve sorumluluk sahipleri böyle değildir.

Allah’ın ipine böyle sarılmaz.

Ya da kendini bir vücudun azaları veya Allah’ın ipine sarılmış zannedenler.

Doğru yol üzere ve doğru istikamete doğru yürüdüğünü zannedenler…

Ya da bizim sözde aklını kullananlarımızın, kalkınmacı devlet-toplum talanına karşı bir sade yaşamı, evrimci ve ilerlemeci evren tasarımına karşı bir evren tasarımı üzerinde kafa yormaları gerekmiyor mu?

Bu konuda bir projeleri var mı?

Evet! İnsanı merkeze alan bir paradigmanın sorumluluğu farklı olmalı.

Sorumlu davranış sahibi kimlik üzerinden böcekleştirilmiş bir kulluk anlayışı ile hareket edemez.

Kimlik üzerinden benlik bilinci yok edilerek adeta böcekleştirilmiş bir insanın kulluğu bir değer taşıyamaz.

Kula kulluğa sözde karşı çıkıp sonra yüzlerce karizma tipolojisine kul olma, yılların kazanım ve birikimleri siyasi figüranlara peşkeş çekme şeklinde tezahür etmemelidir.

Vebali ve sorumluluğu ağırdır…

Çünkü dağların bile kaldıramadığı bu sorumluluğu insanlar yüklendi.

Bu sorumluluğu yerine getirmek her insanın, en başta ise Müslümanların görevidir.

Nerede insanlığın mazlum evlatları varsa oraya uzanan güçlü bir elin olmasıdır.

Sorumluluk insanca yaşama ve insanca ölme erdemini gösterebilmektir.

Fikir, görüş ve düşünce sahibi olmaktır.

Vicdan, akıl, kalp ve duygularının vahiy ışığında hareket ettirilmesidir.

Sorumlu davranış iyilikler adına eyleme geçme sanatıdır.

Evet! Biz insanız!

Biz birlikte bir toplumuz!

Dünya ailesi içerisinde hep beraberiz ve insanca bir yaşam içinde mücadele etmeliyiz.

Ve bizler insanlığa hizmette insana yakışan tarzda yaşamaya kararlıyız!

İnsanca yaşama hak ve taleplerimizden ise asla vazgeçmeyeceğiz!”

O halde, hayata bakış tarzımızı değiştirmemiz gerekir.

Mazlumlarla paylaşımlı ve bölüşümlü bir yaşam için!

Yeni bir tarz,

Yeni bir bakış açısı,

Yeni bir hayat felsefesi lazım.

O hayat felsefesi ise, hayatımızı ve kurtuluşumuzu tesadüflere emanet etmekten vazgeçip vahyin rehberliğinde İslam’a, Kur’an’a emanet etme felsefesidir.

İnsanlık uğruna var olmak ümidiyle…

Vesselam…