YÜKLENİYOR

Değişen kim, biz mi israil mi?

Halkımız, iç ve dış gündeme yoğunlaşmışken, israil ile ilişkiler sessiz sedasız kendi mecrasında şekil almaktadır. Mavi Marmara davasının düşürülmesiyle beraber, çeşitli düzeylerde ve alanlardaki ilişkiler gittikçe gelişme göstermektedir. Hükümetin, “bu ne hız”, dedirtecek politikaları, bu konuda eksen kırılması olarak da değerlendirilebilir. İslam dünyasında yükselen imajını, büyük oranda israil karşıtı duruşuna borçlu olan Türkiye, atmış olduğu adımlarla şaşkınlığa sebebiyet veriyor.

Korsan devlet israilin, Mavi Marmara meselesinde her açıdan korsanlık ve eşkıyalık olarak nitelendirilen katliamı orta yerde iken, bu kutlu davanın siyasete kurban edilmesi herkesi derinden yaraladı. Yargı süreci, diplomatik sürecin dışında tutulup mahkemelerin bağımsız olduğu gerekçesiyle konunun yargıya havalesi gerekirken, yargıya siyaset darbesi geldi ve dava düştü. Oysa israilin bu cürmünün karşılığının, yerel ve uluslararası hukuka göre mahkûmiyet olacağı muhakkaktı. Ortada, uluslararası sularda sivil bir gemiye yapılan bir saldırı vardı. Savaş zamanında bile sivil bir statüde olan böylesine bir gemiye uluslararası sularda saldırmak suç iken, resmi veya gayri resmi bir savaş ilanının olmadığı bir zeminde bu saldırı gerçekleşmişti. Biz haklı idik; ama hakkımızı, mahkeme salonlarında siyasete kurban vermiştik. Hakkımızı kaybettiğimiz gibi, onurumuz da ayaklar altına alınmıştı. Bu da yetmiyormuş gibi akabinde Siyonistlerle hızlı bir süreç başlatıldı. Türkiye etrafındaki kuşatılmışlığı kırma adına böylesine bir hamle yaptı. Ama bu kuşatılmışlığın arkasında önemli ölçüde Siyonistlerin olduğu gerçeği de ayan beyan karşımızda duruyor. Biz halk olarak bunu bile hazmedemezken, hükümetin Siyonistlerle münasebeti, her geçen gün daha ileri safhalara taşınıyor. Enerjiyle başlayan ilişkilerin, askeri ve istihbari anlaşmalarla pekiştirileceği konuşuluyor. Böylesine bir adım, hem ülke içinde, hem de dışarda Türkiye'ye büyük bir itibar kaybettirecektir. Halkımız kesinlikle böyle bir adımı desteklemiyor ve bundan beridir. Özellikle hükümete oy veren dindar kesim, kesinlikle bu siyasete karşıdır.

Siyasetini, İslam ümmetinin acıları ve parçalanmışlığı üzerine inşa eden ve Müslümanları yeryüzünden silmeyi temel misyon olarak kabul eden eşkıyalarla ve haydutlarla yol yürümek kesinlikle kabul edilemez.

“Van minit” efsanesi, toza toprağa karışıyor. Sahi, “van minitten” veya Mavi Marmara faciasından bu yana ne değişti ki, Türkiye'nin israil politikası kırılma düzeyinde değişiyor? israil'in, İslam ümmeti Türkiye ve Filistin'e yönelik hasmane tutumu her geçen gün daha ileri bir safhaya taşınıyor. Filistin ve Gazze'deki eşkıyalıklar devam ediyor.

Öyle ise kendimize soralım:

israil değişmediğine göre, kim değişti?

 

Page generated in 1498727135.16 seconds.