Dolar emperyalizmin kılıcıdır

Dolar, emperyalizmin kılıcı ve küresel hâkimiyetinin sembolüdür. Küresel ekonomik sistem öyle bir şekilde oluşturulmuş ki, küresel sermaye sahipleri, istedikleri hamleyi yapabiliyorlar. Bu hamleler, ekonomi ile sınırlı olmayıp hayatın birçok alanına uzanıyor. Küresel emperyal sistemin değirmenine su taşımak istemeyen veya bu sitemin bir dişlisi olmak istemeyen her devlet, çeşitli yaptırımlarla karşılaşıyor. Ekonomik imkânlar, siyasal ve askeri denklemleri dizayn etmede bir sopa olarak kullanılıyor. Devletlerin bile siyasetini belirleyen ve çoğunluğu Yahudi olan küresel aile şirketleri, küresel siyasete yön vermeye çalışıyor. Dolar bu noktada büyük bir silahtır. Çünkü küresel piyasaların seyrini önemli ölçüde dolar belirlemektedir. Amerika Merkez Bankası başta olmak üzere, uluslararası finans kuruluşları, yaptıkları spekülasyonlar ve faiz endeksli hamlelerle, bir anda piyasaların seyrini değiştirebiliyor. Ticarette sınırların fazla bir anlam ifade etmediği günümüz dünyasında, ülke ekonomileri büyük risklerle karşı karşıyadır. Ekonominin seyrini sadece yerel politikalar değil, aynı zamanda küresel piyasalar belirlemektedir. Hatta küresel piyasalardaki büyük ölçekli dalgalanmalar, bir anda bir ülkeyi batma noktasına getirebiliyor. Küresel çapta faaliyet gösteren şirketlerin karşı karşıya kaldıkları en büyük risklerden bir tanesi de budur. Özellikle kur baskısından kaynaklanan zararlar, en büyük mali problemlerden birisidir. Bu yüzden şirketler, bu riskleri göğüsleyebilmek için, yedekte bunun için kaynak ayırmak zorunda kalıyorlar. Kur farkının en etkili nedeni, dolardaki hareketlenmedir.

Şu anda Türkiye'nin siyasetini dizayn etmek için, dolar kılıcı ülkenin boynuna uzatılmış vaziyettedir. Başka yollarla dizayn edemedikleri Türkiye siyasetini, kur baskısı ile dizayn etmeye çalışmaktadırlar.

Bu hamleye karşı, kısa vadeli önlemler ve yapısal tedbirler alınabilir. Yerinde hamlelerle bu saldırı savuşturulabilir. Tehdidin boyutunu küçümsemeden gereken adımlar atılırsa, kriz simsarları avuçlarını yalarlar. Bu saldırı ders olmalı ve bundan sonra, bu tür saldırıların etkili olamayacağı yapısal adımlar atılmalıdır.

Her şeyden önce, piyasalarda panik havasının oluşmaması için, kamuoyu oluşturulmalı ve piyasaya güven verecek adımlar atılmalıdır. Bu konuda halk bilinçlendirilmeli, nasıl bir adım atılması gerektiği konusunda bir program belirlenmelidir. Hatta bazı teşvik programları uygulamaya konulmalıdır. Dolar ile işlem yapan devlet kurumları, rezervlerini acilen Türk lirasına çevirmelidir. Yastık altındaki birikimin, piyasaya taze kan olarak giriş yapması için teşvik edilmelidir. Körfez fonlarının Türkiye'ye akması için ciddi hamleler yapılmalıdır. İkili dış ticarette dolar yerine, yerli para birimleri kullanılmalıdır. Döviz açığına en fazla sebep olan teknoloji ve enerji girdilerinin, yerel para ile teminini mümkün kılacak devletlerle ticaret hacmini artırmak, önemli bir hamle olacaktır. Buna benzer bir dizi tedbirler ve kalıcı yapısal politikalarla bu tehdidin boyutu küçültülebilir. Özellikle faiz ekonomisi yerine, üretim ekonomisi öncelenmeli ve bütün ekonomi bu eksende dizayn edilmelidir. Dış sermayenin Türkiye'ye girişi faiz değil, üretim üzerinden olmalıdır. Bu konuda Japonya gibi örnek ülkeler vardır. Ve nihai noktada, tüm oyunları bozacak olan, şuurlu bir halktır. Zorluklara sebat eden fedakâr bir halkın iradesi, bu hususta en büyük silahtır. İkinci Dünya Savaşı'ndan harap olarak çıkan bir Japonya'nın, milli şuurla nasıl ayağa kalktığının hikâyesini okumayı herkese tavsiye ederim.