• DOLAR 7.875
  • EURO 9.285
  • ALTIN 482.1
  • ...

Küresel bir krize yol açan ve insanlık tarihinde şimdiden derin bir iz bırakan küresel Covid-19 salgınının önüne henüz geçilemedi. Peş peşe aşı üretme çalışmalarına dair açıklamalar gelmektedir. Sağlık ve insanlığın geleceği ile ilgili kaygılardan daha ziyade, bu sürece ekonomik ve siyasi kaygılar damgasını vurmuş bulunmaktadır. Bir yönü ile sağlık ile alakalı olan bu konu, adeta strateji savaşlarına dönüşmüş bulunmaktadır. Dünya ölçeğinde henüz birinci virüs dalgası bitmeden, bazı ülkelerde, ikinci dalganın geldiği söylenmektedir. Bütün insanlığı tüm boyutları ile tehdit eden böyle bir salgına dair bulunan aşı bulgularının hem ticari hem de siyasi mülahazalarla ne kadarının paylaşılacağı şüphelidir.

Henüz virüse dair komploların ve senaryoların netlik kazanmadığı bir zeminde bu sefer aşı konusunda yoğun bir spekülasyon yapılmaktadır. Burada birçok tartışma konusu olsa da net olan şudur ki, bu ortamda hangi ülke aşıyı ilk olarak bulursa, birçok alanda avantajlı olacağı kuşkusuzdur.

İslam ülkelerinin siyasi olarak bir araya gelemedikleri ve ortak strateji üretemediği zamanımızda, İslam bilim adamlarının hem sağlık hem de siyasi birliktelik ve ortak irade anlamında bu zemini kullanmaları büyük bir fırsat olur. Halkı Müslüman olan ülkeler, ortak bir kuruluş ve organizasyon etrafında bir araya gelerek, insanlık tarihine damga vuran bu musibeti ortadan kaldırma hususunda büyük bir başarı yakalayabilir. Boyutları itibariyle sağlık konusunu çoktan aşmış olan bu mesele, insanlığın ve ulusların, ulusal güvenlik meselesi haline dönüşmüştür. Böylesi bir krizin küresel ölçekte hayatı felç ettiğini gören küresel şer güçlerin bu virüsü bir silaha dönüştürme olasılığı yabana atılmamalıdır. Hatta buradan hareketle, insanlığın daha vahim tablolarla karşılaşabileceği söylenebilir. Bu alanda kurumsallaşma ve güvenlik algısının güncellenmesi ve ulusal tehdit konseptlerinin tamamen yeniden yapılanması lazımdır. Hatta aşı meselesi, sadece sağlık bakanlığı ile alakalı bir mesele olarak değil, birçok kurumun müşterek çalışma alanı olarak kabul edilmelidir.

İleriki zamanlarda son derece masrafsız olan biyolojik savaşların yoğun bir savaş biçimi olarak kullanılmayacağını kimse garanti edemez. Buradan hareketle, zamanımızın en tahrip edici silahlarına dönüşebilir. Ulusal tehdit algısını güncelleyen ve ulusal savunma stratejisini buna göre dizayn eden ülkelerin diğer uluslara nispetle önde olacağı muhakkaktır. İşte aşı çalışması tam da böyle bir stratejinin, stratejik nesnesidir.

Dünya siyasetine yön vermeye çalışan küresel aktörler, aşı çalışmaları sürecinde de daha önde bulunmaktadır. Oysa her krizin aynı zamanda bir fırsat kapısı olabileceği kaidesinden hareketle, İslam ülkeleri ve özellikle İslam aleminin önemli aktörleri konumunda olan devletler bir araya gelerek, bu çalışmaları müşterek bir koordinasyon ile yürütebilirlerdi. Bulunan aşı ile de sınırlı olmayan bir süreç inşa edilerek, biyolojik saldırılarla mücadele saiki ile ortak bir irade ortaya konulabilirdi. Gelinen aşama itibariyle, bu meselenin insanlığın ortak sorunu olmaya devam edeceği ve bu tehdidin farklılaşarak ve gelişerek devam edebileceği olasılığı kendisini güçlü bir şekilde hissettirmektedir. O halde, bu konuda ortak bir savunma mekanizmasının geliştirilmesi halkı Müslüman olan ülkelerin yararına olacaktır. Hatta bu sarsıcı kriz, küresel aktör olma yolunda bir sıçrama tahtası olarak bile kullanılabilir.

Her zaman olduğu gibi, bu küresel krizde de ortaya konulacak ortak bir irade, tüm Müslüman halklar için bir umut olacaktır.

Neredeyse hiçbir konuda bir araya gelemeyen halkı Müslüman olan devletlerin liderlerinin ve yönetimlerinin hiç olmazsa aşı çalışmaları gibi hayati bir konuda bir araya gelmelerini ve ortak bir koordinasyon mekanizmasını oluşturmalarını arzu ediyoruz.