• DOLAR 7.937
  • EURO 9.393
  • ALTIN 485.2
  • ...

Korona salgını ile yüz binlerce insan hayatını kaybetti ve devasa ekonomik kayıplar meydana geldi. Ama asıl hasar ve hayatın her boyutu ile gerçeklerle yüzleşmek, hayatın normale dönmesi ile beraber görülecektir. Bu normale dönme programının ne kadar sürede mümkün olacağı çok önemli. Zira süre uzadıkça her açıdan kayıplar artmaktadır. Kamusal kaynaklarla ve sivil teşebbüslerle bu kayıpların ancak bir kısmı telafi edilebilir. Ve süre uzadıkça kamu ve özel sektörün çabaları yetersiz kalacaktır. Özellikle üretimin yavaşlaması ve yatırım maliyetlerinin zamanında amorti edilememesi birçok işletmeyi sıkıntıya sokacaktır. Hatta süreç uzadıkça, sektörlere göre süresi değişmekle beraber köklü şirketler iflaslarını açıklayacaktır. Devletler de bireylerin can güvenliği ve kamusal düzen arasında bir tercih yapmak zorunda kalacaklardır. Ekonomik darboğaz, beraberinde kamusal düzen konusunda ciddi sorunları getirecektir.

Bu salgın süreci bir şekilde hafiflerse, ki tüm dünyada eş zamanlı olarak hafiflemesi çok zor görünüyor, bu defa ikinci bir dalganın ne zaman başlayacağı endişesi hâkim olacaktır. Özellikle sonbahar ile beraber ikinci bir dalganın başlayabileceği konuşulmaktadır. Eğer virüs köklü bir şeklide mutasyona uğramaz ve farklı bir virüs türü dünyayı tehdit etmez ise bu durumda ilaç ve aşı çalışmalarının ikinci bir küresel dalgadan evvel piyasaya sürülmesi gerekir. Ya küresel olarak insanlık büyük bedeller ödeyerek toplumsal bir bağışıklık kazanacak ve bu virüs normal bir hastalığa dönecek ya da bu konuda bilimsel çalışmaların büyük bir hız ile netice vermesi icap eder. Yüz binlerce kişinin ölümü sonrası, dünyanın hangi ölçekte toplumsal bağışıklık kazandığına dair açıklanan bilimsel bir veri yoktur. Eğer bu konuda insanlık iyi bir noktadaysa ve ilaç çalışmaları da hızlı bir netice verecek olursa bu kriz atlatılabilir. Bu sefer hasar ve enkazla yüzleşme sürecini yaşayacağız. İşte enkazı kaldırmadan önce benzer veya daha güçlü bir döngü tekrar ederse, her şeye hazır olun. Devletler ya her şeye, ölümlere rağmen hayatı devam ettirecekler ya da toplumsal patlamalara hazırlıklı olmalıdırlar. Artık yeni ekonomi modellerine hazır olmak gerekir. Yeni toplumsal sistemler oluşturulmalı ve yeni bir dünya düzenine hazırlık yapmak gerekir. Zira bu süreci tamamen atlatsak bile kısa vadede bu sıkıntılarla veya daha güçlü sıkıntılarla karşılaşma olasılığı çok yüksektir. Bu virüs, laboratuvar ortamında hazırlanmamış olsa bile, küresel sonuçlarını gözlemleyen kimi odakların, bu yönteme başvurmayacaklarını kimse garanti edemez. Bu itibarla ekonomi ve idari sistem başta olmak üzere hayatın birçok alanında buna göre düzenlemenin yapılması icap eder.

Kamuoyuna yansıyan bu konuda daha önce yapılması istenen bilimsel çalışmaların yapılmamış olmasının yanı sıra, bu güne kadar bu hastalık için yoğun olarak kullanılan sıtma ilacı konusunda bazı çekincelerin ortaya konulması ve ilacın yasaklanması da düşündürücüdür.

Kısacası bu sürecin birçok bilinmeyeni var ki, belki de gerçeklerin bir kısmı salgın sonrası ortaya çıkacaktır.

Bu salgının bize öğrettiği hususlardan birisi de üretimin ne kadar önemli olduğu ve sanal ekonomilerin geleceğinin olmadığıdır. Vizyon sahibi ülkeler, bu süreci en az hasarla atlatıp sonraki süreçte dünya siyasetinde önemli bir rol oynayabilirler. Küreselleşmenin popülaritesini yitirmeye başlayacağı bir süreçte küresel değneklerle ayakta duranların zor duruma düşmesini gözlemleyebiliriz. Başta üretim olmak üzere her alanda yerlileşme, belki de bu süreci ve sonrasındaki yıkımları tamir etmenin en etkin zemini olabilir.

Son olarak; yazılım ve biyolojinin öneminin öne çıkacağı, sanal ağların hayatın her alanına hâkim olacağı ve hayati rol oynayacağı bir dünya düzeninde yerimizi almak için başta eğitim kurumlarımız olmak üzere tüm kurumlar revize edilmelidir. Milli güvenlik tehdit algısı konsepti de çağın ve geleceğin şartlarına göre dizayn edilmelidir.

İnsanlık; ya bu süreci idare eder ve krizi atlatır ya da kaos ve toplumsal çatışmalara hazır olmalıdır.