• DOLAR 9.256
  • EURO 10.784
  • ALTIN 529.665
  • ...

Hayat pahalılığı tamlaması son zamanlarda iyice görünür oldu. Uzun zamandır bulunduğu ininden kafasını çıkarır oldu. Orta direk ve kısa direk ile yüzleşip yakasına yapışır oldu…

Milletin huylandığı ortak noktası nedir, diye bir soru sorulsa, sanırım bunun cevabı cebidir olacaktır. Milletin bir karakteri de şudur ki; milli gelire falan bakmaz, kendi giderine bakar. Gideri gönlünce değilse bu sefer de götürüsü olur. Son söz milletin ise, huylanmış bu millet seçimde organize olurlarsa son sözü şoke edebilir. Çünkü bu sefer olayın merkez üssü ceptir.

Markete gidip meyve reyonunda gözü şeftalinin 13 liralık etiketine eski parayla 13 milyon,  eriğin 14 lira etiketine eski parayla 14 milyon, doğrusu eski para ile yeni para arasında da pek fark kalmadı. 14 milyon nasıl can yakıyor idiyse 14 lira da can yakmaya başladı. Cep yakması da cabası. Meyveler ülkesinde meyveler taneyle alınmaya başlanmışsa, alım gücü düşmüşse işler sapa sarmıştır. Bir şeyler ters dönüyor demektir. Bobinde arıza vardır ve bu, her an gerilim yükselebilir anlamındadır.

Millet bazı meyveleri taneyle almaya başlamışsa bu AK Parti hükümetini düşündürmelidir. O fiyatlara bakan herkes benim gibi İHA’ları, SİHA’ları, TİHA’ları görmez, düşünmez. Normalde ağustos-eylül ayları fakirlerin ayları ve ucuzluk ayları olarak bilinir. Görünen o ki bütün bildiklerimizi unutmamız gerekecek. Bunun tefsiri de şu: kış çok çetin geçecek. Son yirmi yılın en çetin kışı…

Bir ihtimal hükümetin haberi olmayabilir diye duyarlı vatandaş refleksiyle hükümete söylemek istiyorum; marketlerden alış-veriş yapanlar kasiyerden 300-400-600 lira sözünü işitenler bir yanlışlık olmalı diyerek kendilerine uzatılan fişe bakıp ne aldım ki diye içinden geçirdikleri, fişi birkaç kez okudukları, yeni bir hesaplamaya gittikleri ve kasiyerin “Temaslı mı, temassız mı” sözünü iyi işitmedikleri ve kasiyerin sorusunu ikinci kez tekrarladığı korona vakalarının perdelemediği yeni vakalarımız arasındadır.

Hayatın içinden, dün duyduğum bir hadiseyi de yazayım; “Bir tanıdığın marketine gittim. Bir kutu yoğurt ve bir koli yumurta aldım. Kasaya gittim. Kasiyerin ’65 lira’ sözüyle irkildim. Poşete de koymuştum. Vallahi ayıp olmasaydı, tanıdık olmasaydı geri verecektim”

Duyguları ağır yaralanmıştı müşterinin…

Kira fiyatları ve kabarık faturalar konusunu gündem edip başka duyguları yaralamak istemiyorum. Bu gerçeklerle yüzleşmek gerek.

Bu gidişle sonunda tuvalet işletmecileri de AK Parti döneminde işlerimiz iyi gitmiyor, millet artık eskisi gibi tuvaletlere gelmiyor, diye eylem yapabilirler. Alım gücü ile birlikte yeme gücü de düşerse elbette ki krizden onlar da etkilenecekti.

Bu gözler tuvaletten çıkıp tuvalet ücretini çok bulup “Ben küçük abdestimi yaptım” diyerek indirim yapmaya çalışanı da gördü. İtirazı “Fark etmez, fiyat sabittir” şeklinde sonuçsuz kalınca bizimkisi bu fiyat düzenlemesini hukuka-şeriata aykırı buldu. “wallah ev bê şerî’atî ye” (Vallahi bu şeriata aykırıdır).

Pek haksız da sayılmazdı. Her şeyde küçük-büyük farkı var idiyse -ki vardır- bunda da olmalıydı. Adam akıl etmedi yoksa bunu Danıştay’a götürürdü. Aman Allah’ım muhalefet üzerine nasıl da atlardı.

Sözün tamamı kime söylenirdi? Çünkü daha yazacaklarımız vardı.