• DOLAR 8.646
  • EURO 10.326
  • ALTIN 495.83
  • ...

Konu her ne kadar geçmiş haftaya ait olsa da bıraktığı iz ve verdiği dersler ile güncelliğini her zaman koruyacak bir hadise…

“Çark etmek” deyiminin bir anlamı da savunduğu düşüncelerinden vazgeçmektir. Adam bugün savunduğu düşüncelerinden bir-iki gün veya daha sonraki bir sürede vazgeçerse “Çark etti” denilir. Adam savunduğu düşüncelerinden beş saniyede vazgeçerse bunun çarktan başka bir ismi olması lazım. Mesela “Durakoğlu Çarkı”… Russel Paradoksu, Arşimet kanunu gibi…

Mesele şu; Halk TV programcısı ve bir zamanların ekran yüzü 1950’den kalma 71 yaşındaki Ayşenur Arslan, yine 1950’lerden kalma 65 yaşındaki İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nu program konuğu olarak almıştı. Aralarında geçenler ile tarihin hukuk ve guguk sayfalarına not düştüler.

Ayşenur Arslan, MHP Genel Başkanı danışmanlarından Yıldıray Çiçek’in kendisine bunak kadın demesini kast ederek Durakoğlu’na: “Bir şey sormam lazım. ‘Bunak kadın’ hakaret sayılır mı? ‘Bunak kadın” diyerek yine üzerine basa basa söylüyor.

Cümlenin akışından ve ortamın havasından Durakoğlu zannediyor ki Ayşenur Arslan birilerine “Bunak” demiş, onlar da onu dava etmişler. Onun gönlünü hoş edecek bir cevap vermeye çalışıyor…

Mehmet Durakoğlu: “Hayır, sanmıyorum hakaret sayılabileceğini, bunamak tıbbi bir terim”

Ayşenur Arslan: “Benden söz ediliyor” diyerek topu onun sol ayağına atıyor, ayaklarını birbirine doluyor. Durakoğlu baltayı taşa vurduğunu, çamı devirdiğini anlıyor ve tarihe geçen o çarkı yapıyor. “Ha yani tabi o zaman olabilir, olur”

Böyle bir diyalog alanında bir numaradır. Hukuka kendilerine göre ayar vermenin dersini verdi Durakoğlu. Çark etmenin hızını minimum seviyeye indirdi. Rekor şimdi onda…

Böyle bir hukuk mantığını ancak kaşarlanmış bir hukukçu ve gazeteci üretebilirdi. Kaşarlanmış hakaret sayılır mı? Sanmıyorum. Çünkü mesleklerinin pişkinlerinden bahsediyoruz.

Durakoğlu işi cıvıklaştırma yoluna gitti. Sözlerinin çelişkili olmadığını sadece yanıtlarının Ayşenur Arslan’ın soruş şeklinden dolayı farklı şekilde değerlendirildiğini söyledi. Bir bakıma herkesi enayi yerine koydu. Bir dönüş daha yapsaydı devrileceğini biliyor olacaktı ki yerinde ve sözlerinin arkasında durdu.

Dersler ve İbretler

1-Kemalistlerin kendilerine has bir hukuk anlayışları vardır.

2-Bu ülkede hukuk, hamur gibidir. Herkes kendisine göre istediği şekli anlık olarak verebilir.

3-Elinizde avukatlık çubuğu varsa sadece çamuru değil, sözleri de cıvıklaştırabilirsiniz.

4-Ülkede yargı bağımsızlığı olmadığı için herkes bağımsız hareket edebiliyor.

5-Hukuka dadanmış, hukukun ayarlarıyla oynayan, hukukçulara benzeyen insanlar vardır.

6-Soru sorarken hem kendisini hem de muhatabını rezil eden gazeteciler vardır.

7-“Hukukçular isterse deve kervanını iğne deliğinden geçirirler” sözünün temeli vardır.

8-Yaşlılarımızın “Avukatlar cehenneme girecek ilk kişilerdir” söyleminin hikmeti vardır.

9-Kıvraklık yaşa bağlı bir durum değildir. Hukuk tekniğiniz varsa 65 yaş üstü olsanız bile kıvrak olabilme şansınız vardır.

10-Birisine tıbbî bir kelimeyle hitap etmek suç olabiliyor, olmayabiliyor da. Bunak, manyak gibi…

11-Mesleğinizin pişkini olurken, mesleğinizin pişkini de olabilirsiniz.

12-Gazetecilikte 5N 1K ( Nerede, Ne Nasıl Niçin, Ne Zaman Kim) meselesi vardı. Hukukta da 1K 1K 1N meselesinin (Kim Kime Neyi) olduğunu öğrendik. Yani kim, kime neyi söylemiş… Hukuk bu sorulara göre şekil alıyordu. Ayşenur birisine “Bunak” derse suç değil, birisi Ayşenur’a “Bunak” derse; ha, he, ho o zaman bu suç olabiliyor…

Hak-hukuk denilince Seydam Mella Mizgîn’in bir şiirinin şu mısrasını (dizesini) hatırlamamak elde değil!

“Adalet û heqqî nayê heta İslam nebe hâkim”(İslam’ın hükmü gelene kadar bu diyarlara hak-hukuk gelmez)