• DOLAR 16.617
  • EURO 17.523
  • ALTIN 972.71
  • ...

Bu millet derken kimi kastediyoruz? Başta etrafımızda yaşayan, sokakta karşılaştığımız, benzer gündemleri paylaştığımız bu ülkenin vatandaşlarını kastediyoruz. Anadolu insanını, Müslüman toplumları ve mazlum coğrafyaların evlatlarını kastediyoruz. Bu milletin derdiyle dertlenenler için “yükselme”den bahsediyoruz. Bu milletin selameti için çabalayan az sayıdaki onurlu ve ilkeli insanlar için konuşuyoruz.

Bu millet, tarihine ve kültürüne sahip çıkarak yükselebilir. Bu millet, birlikte ve bir arada yaşamayı en önemli vasıf edinerek ve farklılıklara saygı duyarak yükselebilir. Bu millet, kendisi için istediğini ve dilediğini başkaları için de istediğinde ve dilediğinde yükselebilir.

Bu millet; kitapla haşir neşir olduğunda, ilimle meşguliyetini artırdığında, irfanla kimlik inşa ettiğinde, bilimle çağın dinamiklerini takip ettiğinde, teknolojiyle güncel olmayı başardığında, zihinsel faaliyetlere paralel şekilde kalp eğitimine önem verdiğinde ve insanlığa faydalı fikirler/ürünler ortaya koyduğunda yükselme devrine geçtiğini söyleyebiliriz.

Bu millet; sadece kendi refahını sağlamayı ve ihtiyacını karşılamayı amaç edinen tiplerden sıyrıldığında ve başkasının da huzurlu ve mutlu olması için gayret gösterdiğinde yükselmenin merdivenlerini çıktığını ifade edebiliriz.

Bu millet; ben’cilik ve bireycilik çıtasını düşük seviyede tutup biz’cilik ve toplumculuk hedeflerini yüksek düzeye çıkardığında yükselmenin çabasını taşıdığını belirtebiliriz. Bu millet; örneklerini ve rol-modellerini kendi kadim tarihinden aldığında ve kendi hikâyesinin kahramanı olmak için sorumluluk üstlendiğinde yükselmek için yol aldığını anlayabiliriz.

Bu millet; hak, hukuk, liyakat, ehliyet, mesuliyet, adalet, güven, emniyet konularında hassas olduğunda ve insana verilen değeri de değerlerin en kıymetlisi haline getirdiğinde yükselmenin yolculuğunda olduğunu dile getirebiliriz. Bu millet; kurumlarında, sokaklarında, evlerinde kibir ve şiddeti terk edip yerine tevazu ve merhameti koyduğunda yükselişte olduğunu hissedebiliriz.

Bu millet nasıl yükselir? Bir hikâye paylaşarak bu soruya biraz daha cevap almaya bakalım.

Çoğumuz için Bahaüddin ismi pek tanıdık ve aşina gelmiyor. Ama Celaleddin dediğimizde az çok tahminler ortaya çıkıyor. Hele de Mevlana Celaleddin ismini telaffuz ettiğimizde, hepimiz kimden bahsedildiğini anlıyoruz ve pek çok defa Mesnevi’den paylaşımlarda bulunduğumuzu hatırlıyoruz.

Gelelim hikâyeye:

Celaleddin’in babası Bahaüddin Veled, dönemin büyük âlimlerindendir ve ilmin, irfanın zirvesindedir. Annesi Mümine Hatun, oğlu Celaleddin’in ilim tahsili ve terbiyesiyle yakından ilgilenmektedir. Öyle ki hem yavrusunun çocukluk çağını yaşamasını sağlıyor hem de gelecekte büyük bir insan olması için çabalıyor.

Bir gün, Celaleddin oynamak için sokağa gider. Bir süre sonra Mümine Hatun’un belirlediği oyun saati bitmesine rağmen Celaleddin vaktinde eve dönmemiştir. Mümine Hatun, bu duruma hafif içerlenir ve yavrusunu çağırır. Geç de olsa Celaleddin kapıya gelmiştir. Mümine Hatun, oğlunun elinden tutar ve birlikte, babası Bahaüddin Veled’in kitaplarının olduğu odaya giderler. Mümine Hatun’un yavrusuna hitaben söylediklerini bakalım:

“Bak yavrucuğum! Bu kitaplar Sultan-ül ulema olan babanındır. Baban şu anda yüksek bir makam sahibi ve büyük bir insandır. Ben evlenmeden önce beni sultanlar, beyler, vezirler, paşalar istedi. Fakat ben hiç birisiyle evlenmeyi kabul etmedim. Çünkü babanın rütbesi öyle yüksek ve makamı öyle kıymetlidir ki kimse ondan bu rütbeyi alamaz ve bu makamın şerefini ondan kaldıramaz. Yavrum, seni de ben böyle bir yüksek makam ve şerefe erdirmek ve hazırlamak için büyütüyorum, yetiştiriyorum. Babanın bütün kitaplarını okuyacaksın. Sokak, hiçbir zaman insanı adam etmez. Oğlum, sen öyle büyük bir insan olacaksın ki babanı geçmelisin. Çünkü evladı babasını geçmeyen milletler yükselemez…”

Şimdi, Mümine Hatun’un dediklerini anlamaya çalışalım. Sözlerini okuyup paylaştığımız ve Mevlana olarak bildiğimiz Celaleddin’i düşündüğümüzde, bu milletin nasıl yükselebileceğini az da olsa belki anlayabiliriz. Anladığımızda ise şunu dile getirebiliriz: Öğrencisi, hocasını geçmeyen milletler yükselemez!

Dr. Eşref Nas