• DOLAR 16.638
  • EURO 17.513
  • ALTIN 973.79
  • ...

Hem ruy-i zeminin hem manevi baharımızın müjdecisi olan,

Mart ayındayız. Buram buram maneviyat kokan bu güzel ve özel ayda gönüllerimizle beraber, toprağa ve suya cemre düştü, toprağın bağrında ki ölü tohumlar yeniden dirilişin heyecanını yaşarken, Elma kokusuyla ölen çocuklar ölümün o soğuk bağrına düşmüşlerdi Mazlumca...

16 Mart 1988'de sadece birkaç saat içinde, çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan, tam beş bin Mazlum Müslüman katledilmişti...

O dehşetli günden hayata umutla tutunan, Ümiy adındaki çocuk, o anları şöyle anlatıyor:

" Çok korkunç bir geceydi. Ağlama, inleme ve çığlıkların dışında şehirde başka bir ses duyulmuyordu. Zaman geçtikçe çocukların sesleri daha az geliyordu. Ağlaması kesilen çocuğun öldüğünü anlıyorduk. Ben o zaman 14 yaşındaydım ve o yaşta böyle bir görüntü görmek o kadar korkunçtu ki; size anlatamam. Eğer insan korkuyla ölseydi, eminim o gece ölürdüm. Ama belli ki; hiç kimse korkuyla ölmez. Bu nedenle böyle korkunç bir katliama dayandım."

Bu dehşetli günden etkilenerek her iki gözünün görme yetisini kaybeden Ümüt şöyle devam ediyor;

"Saat 11.35'te elma ve sarımsağın kokusunun bodrumun tamamına geldiğini iyi hatırlıyorum. Gırtlağımda bir şeyler olduğunu fark ettim. Sanki çok acı bir şey yemiş gibi gözlerim acıyordu. Ellerim gözlerimdeydi. O zamanlar elmanın kokusunun kimyasal gaz olduğunu bilmezdik. Nefes almakta zorlandığımız için bir an önce o bodrumdan kendimizi kurtarmak istedik."

"Ümit, sığındıkları bodrum katından dışarı çıktıklarında önce nefes alabildiklerini ancak yavaş yavaş görüş mesafesini kaybetmeye başladığını ve zamanla ise bir karartının gözlerine indiğini söyledi.

"Beyaz bir perde gözlerimi kapattı, dizlerim de titriyordu." diyen Ümit, kimyasal saldırının etkisiyle oradaki bütün insanlar gibi kendisinin de güçsüz hissettiğini ve adım atmakta zorlandığını aktardı.

Evet, o gün Halepçe de ölen Mazlum çocuklar, bugün Sınır kapılarında soğuktan donarak ölen çocuklar, denizde kıyıya vuran Aylan bebekler, Üşümesin diye sabaha kadar çocuğunu gecenin sert ayazında yürüyüşe çıkaran şefkat timsali Anneler,

Sarı saçlı Mavi gözlü çocuklar...

Hepsi Mazlum ve hakları ellerinden alınmış Mustaz'af halklardır. Bizim kültürümüzde haksızlığa uğramış, yurtlarından sürülmüş, hakları elinden alınmış tüm insanlar Mazlum ve Mustaz'aftır. Yani Mazlumun dini, dili, ırkı bizim için önemli değildir, olmamalı da...

Yeri ve zamanı gelince Mazlumların hamisi olmalıyız. Bu bazen bir yudum su, bir lokma ekmek, bir bot, bir mont yada mazlumun sığınacağı şefkatli bir Anne kucağı, Baba ocağı olabilir hiç fark etmez. Önemli olan tüm Mazlumları sarabilecek şefkat dolu bir yüreğe sahip olabilmektir.

Öyleyse gelin Nebevi ufuktan bize gelen şu ilahi direktif bizim şiarımız olsun. "İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır."

"Bir kez Zalim olmaktansa, bin kez Mazlum olmayı yeğlerim."

Doğrultusunda hakları ellerinden alınmış tüm Mazlumlara kucak açalım ki, Rabbim de, Rahmetiyle kuşatsın hepimizi...

Esma Akbalık