• DOLAR 16.638
  • EURO 17.513
  • ALTIN 973.79
  • ...

Seni yazmak bana, davayı yüklenmek sana düştü Keko!

Söz konusu sen olunca, kelimeler lal kalır seni dile getirmeye söz üstadı, sözün erbabı, sözün adamı…

Nerden başlasam bilemedim.. Taa Resulayn’de çobanlık yaptığın günlerden mi başlasam, teninin rengi esmere çalan coğrafyandan mı? Elin cebinde, cebinin boş olduğu mazlum halkını derin derin düşündüğün, daha ortaokul yıllarında bile bir şeyler yapmak gerekir dediğin, halkın için harekete geçtiğin, daha bıyıklarının yeni yeni terlemeye yüz tuttuğu günlere mi gitsem, hani dergilerde yazdığın “Muhammed Karajdağî”li günlere mi?

Bir Ramazan gecesi, teravih sonrası bir cami halkasındaki samimiyetin bütün benliğini kuşattığı günden mi başlasam? Hayat serüvenine (buna hayat ve yaşamak denirse) dünya ve dünya zevkleri namına her şeyi elinin ve bileğinin ve yüreğinin tersiyle ittiğin ve hayatın merkezine davanı ektiğin, bir bahçıvan hassasiyetiyle özenle suladığın, büyüttüğün davanı mı anlatsam? Otuz yıl önce “davam” dediğin için gün ışığından mahrum kaldığın ve çıkınca kaldığın yerden, yine ilk olarak “davam” dediğin nazlı nazlı büyüttüğün, gözünden sakındığın davanı ve rehberin “Ey hêviyamına bist sali” dediği gençlerini mi anlatsam bilemedim işte…

Ceylanpınar sokaklarında dava için ve dava namına ayak basmadık yer, yüreğine dokunmadık tek bir can bırakmadığın, davam sağ olsun, gelişsin, serpilsin, bir kişiye daha ulaşsın derdiyle güzel ve rahat işinden istifa ettiğin, sağına göv/desini İslam için feda eden İbrahim’i, soluna dünya zenginliğini bırakan Tuxubili Abdullah’ını aldığın kerpiçten yapma, damı çamurdan derme çatma ama ihlas kokan ama samimiyet kokan evlerden ve bu evlerden kalıbına ve şehirlere sığmayan yiğitlerin yetiştiği yalın ayaklıları mı anlatsam bilemedim işte; mesela sınırsız fedakarlık örneği bir tebessümüne kurban olduğum Şehit Ramazan’dan mı, iyiliğin ve saflığın en duru hali olan, gül ve çiçek gibi çevrelerine güzel kokular yayan adanmış adamlardan mı; yoksa çelik ve kaya gibi imana sahip olanlarından mı başlasam bilemedim, bilemedim işte...

“İhlâs aynı zamanda gizliliği, görünmezliği çağrıştırır. İhlâsla yapılan hizmet toprağın altında sessiz sessiz büyüyüp gelişen tohuma benzer” dediğin ve tam otuz yıldır toprağın altında bir kanaviçe gibi ördüğün davandan mı anlatsam, otuz dokuzuncu koğuştan mı başlasam, vefalı dosttan hani halka yapıp istişareler ettiğin, rahleyi tedrisatından geçtiğin Selahaddin abiden mi başlasam anlatmaya, şehadet haberini aldığında damarlarından kanın çekildiği, duvarları, çelik kapıları  ve ranzaları yumrukladığın, gözyaşlarınla suladığın seccadeni mi anlatsam, ne güzel bir dost ne güzel bir yardımcısın sen ondan bize kalan…

“Muhakkak bir gün buradan çıkacağız ya iki omuz üstünde ya iki ayak üstünde…” sözlerindeki ve yaşamındaki samimiyetin ve teslimiyetindir aslında bizi sana ve davana hayran bırakan. Duruşun ve teslimiyetinle “Özünü birkaç dara et ve kemik zannedenler” kaybetti… Diriler kabrinden, dünyaya hoş geldin.

 İki gözümüz üstüne geldin Xalo…

İSMAİL DURMAZ