• DOLAR 9.615
  • EURO 11.238
  • ALTIN 554.27
  • ...

Hastalıklar, insanlık tarihi kadar eskidir. Hastalıklar, insan hayatında sürekli var olagelmiştir. Ancak bazı hastalıklar, daha ağır ve daha tehditkâr olmuştur. Bu yüzden bu tür hastalıklar “salgın hastalık” şeklinde ifade edilmiştir.

Nedir salgın hastalık? En basit haliyle dünyanın her yerinde, her bölgede, her millette, her sosyo-ekonomik düzeyde görülebilecek bir hastalık türüne salgın hastalık denilebilir. Ya da tıbbın, bilimin ve teknolojinin engel olmada yetersiz olduğu ve tedavi üretmede eksik kaldığı hastalıklara salgın hastalık diyelim ve geçelim.

Şu anda deneyimlediğimiz Covid-19 hastalığı da elbette salgın bir hastalıktır. Covid-19’un insana en büyük etkisinin sağlık alanında ortaya çıktığının hepimiz farkındayız. Ancak ekonomik, sosyal, eğitim, inanç ve kültür gibi birçok alanda da Covid-19’un büyük değişimlere neden olduğunu söyleyebiliriz.

Uzun bir süredir çevremizi gözlemliyoruz ve Covid-19’un kültürel alanda meydana getirdiği bazı değişiklikleri anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz. Covid-19’un getirdiği değişikliklerden biri de kültürel boyutta ve dolayısıyla selamlaşma ritüelinde gerçekleşmiştir.

Arkadaşlarla karşılaştığımızda eskiden olsaydı selamlaşmamız, tokalaşma veya kucaklaşma şeklinde olurdu. Ancak Covid-19’dan kaynaklı olarak kucaklaşmayı zaten bıraktık. Siz buna tedbir dersiniz ya da başka bir şey…

Bununla birlikte tokalaşmayı tamamen terk edenlerimiz olduysa da bir kısmımız yumruk oluşturarak selamlaşmaya başladı/başlamış ve devam ediyor. Şimdi, selamlaşma örneğinden yola çıkarak kültürel boyutun nasıl zarar gördüğünü anlamaya çalışalım.

Bir soru akla geliyor: Madem Covid-19 konusunda tedbirlisiniz ve bu kadar hassas olup kendinizi/muhatabınızı koruyorsunuz, o zaman neden tam tedbire uymuyorsunuz? Neden hiç dokunmamaya gayret etmiyorsunuz? Neden fiziksel mesafe kuralına riayet etmiyorsunuz?

Diyelim ki selamlaşma adabını muhatabınıza dokunmadan, onunla tokalaşmadan yapamayınca kültürel tadı alamıyorsunuz; eyvallah ama bari yumruklaşma yöntemini bıraksanız (diyoruz)…

Bu gün bu şekilde yaptığınız selamlaşma eylemi, gün gelir alışkanlığınıza dönüşür. Alışkanlıklar, iyi veya kötü de olsa bir zaman sonra yaşamın temel parçası olur. Yani küçük küçük değişimlerle geliyor, büyük değişimler…

Kültürel değişimler de bu şekilde gerçekleşmiyor mu? Kültürel yozlaşmalar da yavaş yavaş ortaya çıkmıyor mu?

Yumruklaşma veya dirsek temasıyla muhatabınıza “merhaba” dediğinizi belirtmeye çalışıyor olabilirsiniz. Mesele selamlaşma ve merhabalaşmanın ötesindedir. Size kültürel olarak azar azar gelişen değişimin bir yerden sonra günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini/geleceğini anlatmaya çalışıyoruz. Covid-19 belasının bu yönüne dikkat çekmek istiyoruz.

Kimi insanlar, kepenk kapattılar, ekonomik olarak büyük bir zorluk içine girdiler. Kimi insanlar yoğun bakım ünitelerinden morglara ve mezarlıklara doldular. Kimi insanlar eğitimden-öğretimden mahrum kaldılar. Bütün bunları elbette görmezden gelmiyoruz. Ancak taziyelerde, cenaze defin işlemlerinde, sohbet ortamlarında ve benzeri sosyo-kültürel faaliyetlerde ortaya çıkan bozulmaların da farkında olalım.

Vefatlarımızı geri getiremeyiz. Amenna!

Belki zamanla öğretim/eğitim alanındaki kayıplarımızı telafi etmenin çabasını verebiliriz. Maddi kayıpların üstesinden gelmenin gayretini gösterebiliriz. Ama kültür ve din alanında yaşanan bozulmaları telafi etmenin daha zor olabileceğine inanıyoruz. Bu yüzden toplumsal ilişkilerimize bu günlerde daha çok dikkat etmeliyiz. Dini değerler noktasında daha duyarlı ve bilinçli olmalıyız. İnançla ve tarihle yoğrulmuş kültürümüze daha çok sahip çıkmalıyız.

Bu işe selamlaşmayla başlayalım.

Özetle; selamlaşırken elimizi uzatmak yerine kalbimize götürüp selamlaşalım. Ama Covid-19’a rağmen muhakkak elimizi uzatmak istiyorsak o zaman açık ve net bir tokalaşma yapalım.

Yumruklaşmaya hayır!

Tercih sizin… Takdir sizin…

Eşref NAS (Konuk Yazar)