• DOLAR 8.45
  • EURO 10.027
  • ALTIN 492.621
  • ...

Sabahın erken saatlerinde telefonun uzun uzun çalmasıyla uyandı Zeynep (Havle), ‘bu saatte hayırdır inşallah’ dedi. Arayan can dostu Garibe’den başkası değildi. Hani bazı insanlar vardır varlığı bile insana güven, huzur, mutluluk verir ya! Garibe de onun için öyleydi. Selam verip hal-hatır sorduktan sonra bugün bebek elbiseleri alacağım onun için aradım deyiverdi Garibe..

Zeynep: "Ama bebeğin daha dört aylık, cinsiyeti bile belli değil, erken değil mi ya?" dedi.

Garibe: "La Havle ve la Kuvvete.. Kızım olacak öyle hissediyorum, hem bugün ilk hareketlerini hissettim bile, ne çok sevdim kızımı bilemezsin tam on yıldır bugünü bekliyordum. Düşünsene Zeynep analı kızlı senin evine geliyoruz, kızıma elbiseler alacağım, altın saçlarını tarayacağım." dedi.

Birlikte gülüştüler. Zeynep arkadaşının heyecanını anlıyordu. İkindiden sonra dışarda buluşmak üzere sözleştiler. Telefonu kapatan Garibe, caminin yolunu tuttu. Öğrencilerine çok fazla düşkündü, onları ilgisiz hele sevgisiz asla bırakmıyordu. Öğrencilerine Kur’an dersi verip eve döndü. Eşi ve çocuklarının yemeğini hazırladı. Öğleden sonra tekrar camide sohbet vardı, yetişmesi gerekiyordu. Acelesi vardı Garibe'nin, hep acelesi vardı... Camideyken teyzesi aradı "hadi gel kapındayız" dedi. Eve dönmek için erken çıkmak zorunda kaldı. Müsaade istedi hoca arkadaşından. Göz göze geldiler "hakkını helal et, Allaha ısmarladık hoca abla" dedi çıkarken… Arkadaşı ne bilecekti ki bu son görüşmeleri olacak, "hakkını helal et" derken bir daha görüşemeyecekler.

Dışarda çığlık, bağrışmalar arşı titretti. Takdiri ilahi kaza meydana geldi. Garibe’nin iki erkek çocuğu vardı. Küçük oğlu bu yıl imam hatip ortaokuluna başlayacaktı. Ne çok istiyordu bir kızı olsun ona benzeyen, İslam’a ve Müslümanlara hizmet eden, ne çok hayalleri vardı Garibe’nin hiç gerçekleşmeyen..

İslam davasında çok çalışkan bir numune/mümineydi Mazıdağı’nda. Bulunduğu mahalle camisinde gönüllü Kur’an, siyer dersleri veriyor, ulaşmadık tek bir kişi bırakmamaya gayret ediyordu. Kur’an ve cami sevdası kaneviçe gibi ruhuna işlenmişti adeta. Hep acelesi vardı, gah yetişecek sohbeti gah yetiştirilecek öğrencileri gah ağırlayacak misafirleri...

Dertliydi Garibe, Allah'ın davasını dert edinmişti. Gençlere Kur’an, ahlak dersi vermekti derdi, ne güzel bir dert!...

Ve saat üç gibi yine çaldı Zeynep’in telefonu, Zeynep, bu kızın ne acelesi var daha çok erken diye içinden geçirirken, bu sefer kısık ve çok acı bir ses tonu vardı karşısında.. Geride acılı bir eş, iki yetim, onlarca Kur’an talebesi, saliha bir hayat, gerçekleşmeyen hayaller...

Ruhun şad, mekanın cennet olsun ablam!..

Mustafa Durmaz/Konuk Yazar