• DOLAR 6.737
  • EURO 7.3
  • ALTIN 350.71
  • ...

Hayatta kendimi ölüme en yakın hissettiğim anlardan birisi de cenaze taşıdığım an olmuştur. Birkaç gün önce vefat eden Murat Kılınç kardeşimizin cenazesini taşırken de aynı duyguları yaşadım. Nasıl olmasın ki? Ölü ve ölüm ile aramda mesafe hiç yoktu.

Ölümün en basit tarifi şudur: “Ruhun beden kafesinden ayrılması, ruh beden birlikteliğinin sona ermesidir.” Böylece beden artık “ölü” adını almış olur. Kimileri ölümü her şeyin sonu olduğuna inanmakta, bir meçhul, bir bilinmezlik olarak nitelemektedir. “İnsan tabiattan geldi, tabiata gidecektir” diye insanı ot gibi değerlendirmektedirler. Onlara göre hayat, doğumla başlar ölümle biter. “Dediler ki: O, dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Yaşar ve ölürüz. Bizi ancak zaman helak eder.”  Ama biz Müslümanların ölüme yüklediği anlam farklıdır. Kur’an ve Sünnet kaynaklı bilgilere dayanarak ölüm ve ötesi ile ilgili bilgilere vakıfız. Hayat da ölüm de Allah’ın yarattıklarıdır. “O hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.” Hayat bir yolculuktur. Anne karnı ve dünya hayatı gibi geçici iki süreci yaşadıktan sonra ebediyete doğru yol alırız. "Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz, diriltti, sonra öldürecek ve tekrar diriltecek."

İnsanoğlu ateşin yakıcılığı, karın soğukluğu, güneşin doğuşu-batışı gibi hakikatleri bildiği gibi öleceğini de bilmektedir. Ölüm bir hakikattir. “İlmel-yakin, aynel-yakin ve hakkel-yakin” kavramlarıyla ilgili şöyle bir misal getirilir. Sen evinde oturmuşken birisi gelip sana yağmur yağdığını söylerse bu, ilmel-yakindir. Şayet sen pencereden bakıp yağmurun yağdığını görürsen bu, aynel-yakindir. Dışarıya çıkıp yağmur yağışının altına girersen, üzerine yağmur yağar ve ıslanırsan bu da hakkel-yakindir. Aslında hepimiz öleceğimiz bilgisine vakıfız. Bu ilmel-yakindir. Her gün gözlerimizin önünde birileri ölüyor. Bu da öleceğimiz bilgisinin aynel-yakin şeklidir. Yani aynel-yakin öleceğimizi biliyoruz. Azrail (as) bir gün yakamızdan tutup ruhumuzu kabd ettiğinde de hakkel-yakin öldüğümüzü bileceğiz. Öleceğimiz bilgisinin ilmel-yakin ve aynel-yakin şekilleri bize hayatta bir fayda sağlayacaktır. Ama hakkel-yakin şeklindeki bilgi, iş işten geçen şekli ise hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bu hakikatin Kur’an’ı Kerim’deki şekli ise şöyledir: “Bütün nefisler (herkes, her şey) ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” Şu dünya hayatında hangi tarafa yönelirsek yönelelim, hangi caddeye girersek girelim, oralarda dikkatimizden kaçan, bize ölümü gösteren gizli bir yön levhası vardır.

Şu bir gerçek ki, gaflet içinde ve öleceğimizden bihaber yaşıyoruz. Öyle olmasaydı hayatımızın akışı çok değişecekti. Kötülükler ve kötüler çok azalacaktı. Ama tam tersi bir orantı görüyoruz. Sadece ölüm hakikati ve bilinci dahi hayatı düzenlemede yeterli bir müessirdir. Demek ki derin bir gafletin içinde yaşıyoruz. Ve Hz. Ali’nin dediği gibi “İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanacaklardır. Bize hakkel-yakin perdesi açıldığında uyanacağız. Eğer kendi kendimize “Ey ölüm! Sen ne güzel bir hakikatsin. Sana bakınca kendime geliyorum” diyebilseydik, va’iz ölümü dinleyebilseydik kışlarımız bahar olurdu.

Engelli bireylerin haklarına riayete dikkat çekmek için sık sık duyduğumuz şöyle bir cümle vardır: “Hepimiz bir engelli adayıyız” yani her an bir kaza geçirebilir ve bir uzvumuzu kaybedebiliriz. Hepimiz tek kişilik tabutlarda yer alacak ve tek kişilik bir kabirde yatacak bir ölü adayı değil miyiz? Ölen birçok kişinin ardından duyduğumuz klişe şöyle bir cümle vardır: “Hiçbir şeyi yoktu”. Ölüm bazen davetsiz misafirdir ve aniden gelir. “Ölüm ani, dünya fani” de çok duyduğumuz manidar sözlerdendir.

Eğer bize; “Altı ay veya bir sene ömrün kalmış” denilseydi; hayatımızda köklü değişiklikler olmaz mıydı? Neler yapardık? Haydi, bize denilmiş olsun. Belki de gerçekten altı ayımız ve bir ihtimal daha az kalmıştır… Tek kişilik tabutta, herkesi geride bırakacak kısa bir yolculuk da hepimizi bekleyen bir seferdir.

M.Ziya Gümüş/Doğruhaber