• DOLAR 13.551
  • EURO 15.122
  • ALTIN 777.583
  • ...

Yıllar önce “Bu partide Bizans oyunları eksik olmaz” diye CHP’ye işaret edildiğinde açıkçası o sözleri biraz abartılı bulmuştum.

Sonra hiziplerden, gruplardan, kliklerden haberdar olunca az bile söylendiğine kanaat getirdim.

Şu anda bile solcuların alevi, Kemalist ve radikal kanatlarından hizipler bulunurken, ulusalcıların, Kemalistlerin, din soslu sosyalistlerin bulunduğu kümelenmeler de mevcut.

Bir taraftan Amerika’ya yakın hatta isimleri CIA ile anılan tipler parti içinde itibar görürken, öte yandan Almanya’ya yakın, hatta Esad’a yakın görünmekten çekinmeyen siyasetçiler bile var.

Yalçın Küçük daha da ileri gidip şunları söylemişti birkaç yıl önce:

“Özellikle son, çok enteresan seçimlerden sonra, sayımlardan sonra CHP içinde bir Fethullah grubu oldu. Eren, Barış Yarkadaş, Enis Berberoğlu, Utku Çakırözer, bunları Fethullah Gülen`in askeri olarak söyledim. Birkaç kişi daha var, isimlerini ağzıma almak istemiyorum.”

Ve böyle bir parti bir arada kalıyor, hatta birlikte hareket bile edebiliyor.

Aslında bu durum Kemal Kılıçdaroğlu’nun vaatlerinden çok daha şaşırtıcı.

Hangi vaatler mi?

En popüler olanından söz edelim.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  geçtiğimiz ay Şanlıurfa'da yaptığı konuşmada, belediyeyi kazanmaları halinde çiftçilere elektriği bedava vereceklerini söylemişti.

Kılıçdaroğlu'nun bu vaadi CHP'li belediyeler tarafından tepkiyle karşılandı.

AK Parti grupları CHP’nin elindeki belediyelerde Kılıçdaroğlu’nun bu vaadini gündeme getirip “çiftçilere bedava elektrik verilmesini” istediler.

Vaat de teklif de saçmaydı, nitekim CHP'li belediyeler, bedava elektriğin mümkün olmayacağını beyan etti.

Hatta Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, "Gidin onu Kılıçdaroğlu’na sorun." diyerek şu ifadeleri kullandı;

"Bu yasal değil ki, belediyelerimizin böyle bir harcama kalemi yok, yetkisi de yok. Biz bunu karşılayamayız. Onu Kılıçdaroğlu'na sorarsınız. Burası Kılıçdaroğlu'nun yönettiği bir Meclis değil.”

Bolu’nun CHP’li belediye başkanı Tanju Özcan da bir süre önce Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olması ihtimaline itiraz ederek kendisinin de aday olabileceğini söylemişti.

CHP’de “Bizans oyunları” devam ediyor ve “Bizans oyunları” ile genel başkanlığa geçen, “Bizans oyunları” ile genel başkanlığını devam ettiren Kemal Kılıçdaroğlu bunu çok iyi biliyor.

Eeee, Kemal Kılıçdaroğlu “Ülkeyi yönetmek CHP’yi yönetmekten daha kolay” dememiş miydi?

Herhalde bundan dolayı “kolay olana” yani devleti yönetmeye talip oldu.

 

BAŞ DÖNDÜRÜCÜ

İsmail Saymaz, sosyal medyada şunları yazdı:

“Dün Rize’de Güneysu İlim Öğrenenlere Destek Vakfı’na bağlı ‘4-6 yaş Gül Bahçesi Kuran Okulu’na (sıbyan mektebi) giden çocuklara Mekke’nin Fethi gösterisi yaptırıldı. Çocuklar tavaf ettirildi, el kadar kızların başı bağlandı.

Belediye Başkanı dahil bütün ilçe protokolü orada…”

Bazen insan şöyle düşünüyor:

Bu şahıs herhalde bir yerlere şirin görünmek için özellikle konular buluyor ve içeriğinin ne kadar saçma olduğuna bakmaksızın mesajlarını veriyor.

İçerik son derece saçma ve kendisine hayranlıkla bakan kesimi “aptal” yerine koyuyor; ama aynı kesim tarafından sorgulanmayacağını da iyi biliyor.

Öyle ya…

Kur’an okuluna giden çocuklar bir gösteri düzenlemiş ve bu kapsamda “Mekke’nin Fethi” ve “tavaf “ canlandırılmış.

Yani dinin önem verdiği şeyler hatırlatılmış.

Ortada bir heykele çocukları secde ettirme gibi pagan dinlerin adetleri falan yok!

Ama mesajını verdi ve donuk zihniyetli bir kesimden “aferin” aldı.

Bu arada iyi de cevaplar verildi Saymaz’a…

Atatürk heykeli önünde secde ettirilen çocuklar konusunda neden bir şey yazmadığı, küçücük çocuğa rakı içirilip paylaşılması rezaletine neden değinmediğinden söz edildi ve  çarpıldı suratına İsmail’in. Görseller paylaşıldı.

Birkaçını alayım.

İlhami İlikçi: “El kadar çocuklara rakı içtiriliyor ismail buna niye sesin çıkmıyor yoksa senin derdin İslam ve Müslümanlar mı?”

Tansel Karaca: “Çocukların dini eğitim almaları, dinlerini öğrenmelerini mi şikayet ediyorsun İsmail?”

İnsanoğlu: “Bize karışma İsmail. Dinimizden sana ne İsmail. İnsanlar özgür İsmail. Kim ne yaparsa yapar İsmail. Kimseye ideolojini dayatma İsmail. Sibyan mektebi dediğin kreşlere çocuğunu gönderme İsmail. Gönderene de karışma ismail. Bıktık senin bu boş yazılarından İsmail.”

Aydın Duyu: “Arada böyle güzel şeyler paylaş. Maşallah,  barekallah. Örnek olur inşallah!”

Halim: “28 şubat zihniyetinin yeni versiyon tetikçisi”

Herkes bir şey söylemiş de Saymaz’ı anlatmak gerçekten çok zor.

Yani bir insan bir hadi bilemedin iki dönüşüm geçirebilir de İsmail gibi kısa süre içerisinde dönüşümden dönüşüme geçebilmek çok ama çok büyük maharet ister.

Kısaca bakalım…

Eskiden ülkücü olduğunu gizlemez İsmail Saymaz.

Sonra hafif hafif solculuk dönemi başlamıştır.

HDP içinden bile eleştirilerin söz konusu olduğu “çukur eylemleri” konusunda PKK’ye yakın bir kanala çıkıp ‘devletin katliam, tenkil ve tehcir politikasına başvurduğunu’ iddia eder.

Bir süre sonra şöyle bir mesaj verecektir sosyal medyada: “'Pkk silahları gömmedikçe, terör eylemlerine son vermedikçe; 'barış' sözcüğü imza bildirilerindeki bir hayal olarak kalmaya mahkumdur''

“Dönüşümün bu kadarı ve bu kadar hızlısı” diye şaşırıyorsunuz; ama daha bu bir şey değil.

Ergenekon soruşturmaları devam ederken konuya yaklaşım açısından İsmail Saymaz ile Mehmet Baransu arasında çok da fark yoktu.

Taraf gazetesinde Mehmet Baransu’ya haberler servis edilirken, Radikal’de bu işi İsmail Saymaz’ın yaptığına dair ciddi iddialar vardı.

Kalkınma ekonomisti, yazar, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Program Müdürü Bartu Soral, sosyal medyada 2019’da şunu paylaştı:

“Radikal gazetesinde manşet FETÖ tarafından düzmece belgelerle kurgulanan Ergenekon davasının o günkü tetikçisi, bugünün ise acar muhabiri İsmail Saymaz…”

İsmail Saymaz’ın FETÖ ile olan inişli çıkışlı ilişkileri de ilginç…

Mesela şunları yazıyordu hükümet FETÖ ile mücadele ederken:

“Ekrem Dumanlı’nın “sşlahlı örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla suçlanmasının itibar edilecek bir yanı yok; bu yönde delil de yok.”

“Hem cemaatin bankasına el koy, hem cemaat yasal hakkını kullanıp yargıda itiraz edince “kaos çıkarıyor” de. Bulaşık mahalle çocuğu.”

Şimdilerde “"Geçmişte Atatürk’ü, onun kavgasını ve devrimlerini yeterince kavrayamadan geçirdiğim her günü ziyan olup gitmiş sayıyorum" diyen Saymaz bir süre önce şu mesajları atıyordu:

“Benim “büyük atam” filan yok, hiç olmadı. Kendime de hiçbir zaman Atatürkçü demedim”

“Atatürk’e karşı çıkmak neden vatana ihanet olsun?”

Yani…

Bu adam Radikal’de farklı, Hürriyet’te farklı, Sözcü’de farklı, Cumhuriyet’te farklı yerde duruyor.

Bazen bir yerdeyken birden fazla duruş sergilediği de olmuş.

Benim yorumum şu:

Baş döndürücü bir “dönüş” hızı son derece ışıltılı bir kariyer…

Siz nasıl bir yorum yaparsınız bilmem.