• DOLAR 8.331
  • EURO 9.925
  • ALTIN 484.856
  • ...

Siz sormadan ben söyleyeyim.

Evet, herkes Bakara 114’ten söz ederken ben neden başlığa Araf 44’ü aldım?

Cevabı sanırım yazının sonuna gelip Araf 44’ü okuduğunuzda anlayacaksınız.

Eğer yine de anlamazsanız yazıyı bir daha gözden geçirdikten sonra Araf 45’i de okursunuz.

Yine de anlamazsanız zararda değilsiniz, en azından iki ayet okumuş olacaksınız.

Neyse, asıl konumuza gelelim.

Ayasofya imamının Mustafa Kemal’e “zalim ve kafir” dediğine dair iddiaları ilk duyduğumda doğrusu çok şaşırdım. Resmi bir görevlinin böyle açık açık bu sözleri kullanmasının anormal olduğunu, garip işlerin döndüğünü düşündüm.

Ayrıntılara baktığımda olayın hiç de öyle olmadığını, İmamın bir ayet okuduğunu, “yarası olan gocunur” misali birilerinin zorlama yorumlarla meseleyi bu noktaya getirdiğini fark ettim.

Bu kez şaşırmadım.

“Klasik Kemalist kafanın hezeyanı” deyip çıkacaktım; ama sonrasındaki bazı tepkisel açıklamalar konunun tahlil edilmesini gerektiriyor, diye düşündüm.

Önce Bakara Suresi 114. ayeti alalım:

“Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır.”

Kur’an, Allah kelamıdır ve mesajı evrenseldir. Tarihselci hödüklerin söylediklerinin aksine tüm zamanlara hitap eder. Yani bu ayette kastedilen “zalim”, yaptığından, fiilinden dolayı zalimdir ki, o ‘Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve mescitlerin yıkılması için çalışan’ kişidir ve tarihin herhangi bir döneminde yaşamış olabilir. Hatta kıyamete kadar bu fiili işleyen zalimler de ortaya çıkabilir. Nitekim şu anda Çin Komünistlerinden, Uygur Müslümanlara ait camileri yıktıklarını bildiğimiz için ayetteki “zalim” sıfatı ile söz edebiliyoruz.

Yani mesele isim ya da coğrafya değil o zalimce fiilin işlenmesidir.

Ama bazıları ısrarla anlamamakta direniyor.

Ya da aslında anlıyor da “hınzırlığından” meseleyi başka taraflara çekip kendince yalan, iftira ve dezenformasyon yoluna başvuruyor.

Biri “Atatürk ortak değerdir” diyor, biri “kırmızıçizgidir” diyor, bir diğeri imamın FETÖcü olabileceğini söylüyor.

Estağfirullah…

Daha neler neler…

Mesela kendini “ilahiyatçı” diye pazarlayan biri şu ilginç ifadeleri kullandı:

“Bakara 114’ü onlarca camiyi yıkan ve böylece o camilerde ezanı susturan Adnan Menderes için de okuyacak mısınız?”

Adnan Menderes’in yanlış ve doğrularını sıralamanın anlamı yok, ama sadece Ezan-ı Muhammedinin aslına göre okunmasına izin verdiği, yasağı kaldırdığı için Müslüman halkın onu rahmetle andığını biliyoruz. Kaldı ki, hiçbir ayet, birini hedef almak için, “filankes için” diye okunmaz.

Bakın ilginç bir örnek daha…

Nasıl oluyorsa “mezhepçilik ve marksistliği” yan yana getirme becerisi gösteren bir “mevkute” şunları söylemiş:

“Erdoğan’ın katıldığı programda imam, Mustafa Kemal Atatürk’e lanet okudu: Zalim ve kafir”

Mustafa Kemal’e lanet okunmadı, zalim denmedi, kafir denmedi, külliyen yalan!

“Ama onu kastetti” demek istiyor. Nereden biliyorsun? Belki de Kudüs’ün gündemde olduğu bir dönemde kasıt Mescid-i Aksa’ya saldıran Netanyahu ve avanesidir ki, onun için zalim ve kafir denmesinden rahatsız olmazsınız, öyle değil mi?

Size başka bir örnek vereyim.

Komedyen Metin Akpınar,  bir toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya gitmesi, Putin ile samimi görüntüler vermesi üzerine şunları söylemişti:

“Kim Rusya'ya döndüyse, iktidardan gitti onu da söyleyeyim. Adnan Menderes de randevu almıştı ihtilal oldu. Süleyman Demirel aynı şekilde Kuzey'e döndüğünde ihtilal oldu. Bakalım darısı kimin başına."

Tabii sadece bununla da yetinmedi Akpınar ve “faşist liderlerin ayaklarından asıldığını” da söyleyerek mesajını verdi, tehdidini yaptı.

Tehdit ve faşizm ithamının kime yönelik olduğu ortada öyle değil mi?

Ama Metin Akpınar, mahkemede “Ben Erdoğan’ı kast etmedim” dedi ve beraat etti.

Sizce Sisi’yi mi, Esad’ı mı, Bin Selman’ı mı kast etti?

Her ne kadar Menderes ve Demirel’den sonra bu isimlerin olması biraz garip gelse de, mahkeme “olabilir” deyip davayı beraatle sonuçlandırdı.

Yani mahkeme tüm işaret ve yakıştırmalara rağmen “zanlı beyanını” esas aldı ve Erdoğan’ın kastedilmediğine karar verdi.

Şimdi biz bu goygoycu güruha ne diyelim!?

İmam, Atatürk’ten hazzetmiyor olabilir; ama kimsenin imamın okuduğu Kur’an ayetini “Atatürk’ü kastediyor” diyerek sınırlandırmaya, anlamını daraltmaya ne hakkı vardır ne de haddine düşmüş.

Gerizekalıya anlatır gibi bir daha anlatalım:

Ayet, “Allah’ın mescitlerini yıkan ve o mescitlerde Allah’ın adının anılmasına engel olan” tüm zalim, despot ve tağutları kast ediyor.

Allah’ın mescitlerini yıkan eğer Cengiz de olsa, Haccac da olsa, Şi de olsa, Deaş da olsa, Beşar da olsa, Putin de olsa, Trump da olsa, Netanyahu da olsa zalimdir.

Ve zalimlere lanet olsun!

“Cennetlikler cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördük siz de Rabbinizin size vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?" diye seslenirler. Onlar "Evet" derler. O sırada bir seslenici "Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir" diye seslenir." (A’raf/44)