• DOLAR 8.695
  • EURO 10.403
  • ALTIN 498.876
  • ...

AK Parti hükümetine yakın bir haber sitesinde bir haberin veriliş tarzı dikkatimi çekti:

“CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal, Dersim olaylarıyla ilgili sosyal medya hesabından tartışma yaratan bir paylaşım yaptı.

Sarıbal, "Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum." ifadelerini kullandı.

Sarıbal'ın 'Dersim Katliamı' ifadeleri tepki çekerken birçok sosyal medya kullanıcısı, Atatürk'ün kurduğu partide 'katliam' kelimesinin kullanılmasına isyan etti.”

Sitede verilen haberin devamı daha da ilginç.

Şark Islahat planları, katliamlar ve yıkımlar tümüyle “Bir isyan oldu ve devlet tarafından bastırıldı” anlamına gelecek cümlelerle basitleştirilmiş.

Çok değil bir on yıl öncesine gittiğimizde çok ilginç bilgilerle karşılaşabiliriz oysa.

Buyurun!

Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde 23.11.2011 tarihli meclis konuşmasında söyledikleri…

Evet, “Dönemin başbakanı” günümüzün ise cumhurbaşkanı olan Erdoğan, o gün mecliste devlet arşivlerinden aldığı dört belge ile hem katliamı hem tehciri hem de bunun müsebbiplerini anlatıyor ve ardından da "Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum" diyordu.

Erdoğan’ın o günkü konuşmasından kısa bir bölümü alalım:

“1937,1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor. Dersim olayları sırasında orada asker olan Muhsin Batur, anılarında aynen şu ifadeyi kullanıyor: ‘Günlerden bir gün emir geldi. Tren yoluyla Elazığ’a vardık. Oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki aya yakın Dersim’de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. Üstad Necip Fazıl, Dersim’deki facianın tarihte bir benzerinin olmadığını ifade ediyor. Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuk Hozat kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderiliyor. Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek, alevler içinden fırlamak isteyen bir genç, kalasla alevlerin içine itiliyor ve karşısında da sigara içiliyor. Bir köy halkı, önce kurşunlanıyor, daha sonra buğday sapları üzerinde yakılıyor.”

Evet, Dersim’de bir katliam vuku bulmuş ve bu büyük acılara neden olmuştur.

Bu arada solun, Kemalist solun en büyük çelişkilerinden biridir Dersim meselesi.

Ortada tarihi veriler dururken halen daha katliamdan “Mustafa Kemal değil de İnönü sorumluydu” diyenler, İnönü’nün sorumlu tutulmasının CHP’yi hedef haline getirebileceğinden endişelenenlerin büyük bir çabayla sorumluluğu Celal Bayar’a yüklemeye çalışmaları gibi ibretlik tartışmalar devam etmektedir.

Oysa ortada arşivlerden taşan dönemin ırkçı dili, katliamların övüldüğü gazete manşetleri var ve her şey şüpheye mahal bırakmayacak şekilde CHP’nin sorumluluğu olduğunu gösteriyor.

Dönemin gazete haber başlıklarından birkaç tanesini buraya alalım:

“Dersim dağlarında son çapulcu grupları temizleniyor.”

“Açlar ve çıplaklarla meskun olan bir yer medenileştiriliyor, geriliğin ana merkezi olan bu muhitte şimdi Türk motörlerinin uğultusu birbirine karışıyor.”

“Doğu manevraları bitti. Atatürk, orduyu tebrik ve takdir buyurdular.”

“Derebeyliğin son ocağı da yok ediliyor.”

“Tayyarelerimizin bombardımanı devam ediyor. Şakilerin tenkiline bu hafta içinde başlanacaktır.”

Ve en ibret verici olan…

On yıl önce “Dersim katliamı” üzerinden CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na yüklenen bir Erdoğan vardı; ama şimdilerde katliamdan söz eden CHP’li vekili suçlayan “Erdoğan taraftarları” var.

Demek ki, “konjonktür hazretleri” değiştiğinde tarihin yorumlanması da değişebiliyormuş.

Sadece tarihin yorumlanması değil “haberin dili” ve tarzı da değişebiliyormuş.

Mesela baştaki alıntıda “Dersim katliamını” bir isyanın bastırılması olarak basitleştiren Erdoğan’a yakın haber sitesi, Erdoğan’ın 10 yıl önceki konuşmasını haberleştirdiğinde çok farklı bir dil kullanmış.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Dersim' konuşması Tunceli'de ilgiyle izlendi” şeklinde vermiş haberi. Haberin içeriğindeyse “Tuncelili vatandaşların CHP’ye tepkisinden” söz etmiş ve Kılıçdaroğlu’nun CHP adına özür dilemesi gerektiğinin savunulduğundan söz etmiş.

Asıl belirleyici olanın ilkeler, ahlak ve insani değerler değil de siyasi çıkarlar üzerine bina edilen dönemsel değer yargıları olduğu bir ortamda bu üslup ve davranışı normal karşılıyorsunuz tabii.

Evet, maalesef dönemsel değer yargıları belirleyici hale gelmiş.

Dün “devlet vatandaşına hizmet eden bir aygıttır” noktasından “devletin kutsallaştırıldığı” ve hatasız kabul edildiği bir noktaya gelmişiz.

Ve ilginç olan da şimdilerde hükümete yakın çevrelerde dile getirilen kimi gerekçelerin 10 yıl önce CHP tarafından dile getirilmesiydi.

On yıl önce CHP milletvekili Onur Öymen, “Dersim katliamını” gerçekleştiren ceberrut yönetimi haklı gösteren açıklamalar yaparken ve o açıklamalar AK Parti hükümetince sert şekilde eleştirilirken, bugün “Katliamı unutmadık” diyen CHP milletvekili, hükümet çevrelerinde eleştiriliyor.

Erdoğan’ın deyimiyle..

“Nerdeeen nereye!”