• DOLAR 9.489
  • EURO 11.045
  • ALTIN 548.343
  • ...

Ayasofya Camii imamı Prof. Mehmet Boynukalın’ın yaptığı bazı paylaşımlar bazılarında ciddi bir rahatsızlık oluşturuyor.

Kimi öfkeli, kimi alaycı, kimi de küçümser ifadelerle gösteriyor tepkisini.

Tabi bu arada çok komik duruma düşenler de var.

Mesela…

“Benim oyum ile dağdaki çobanın oyu bir mi?” sözü ile meşhur olan ve tek marifeti teşhircilik olan biri, Prof. Boynukalın’ın paylaştığı bir ayete cevap verirken şunları yazmış: “Ayasofya İmamı saraydaki israf ile ilgili bir hadis de paylaşsa keşke.”

Doğrusu rahatsızlığın tam sebebini de anlayabilmiş değilim.

Acaba Boynukalın’a, paylaşımlarının içeriğinden dolayı mı, Ayasofya İmamı olduğu için mi, ilahiyatçı olduğu için mi tepki gösteriliyor?

“Hepsinden dolayı” dersek çok mu ileri gitmiş oluruz?

Yani imam olmanız ya da İlahiyatçı olmanız tümüyle istedikleri gibi davranıp, istediklerini konuşsanız bile Kemalist çevrelerde muteber olmanıza engel olabiliyor.

İki örnek üzerinden gideyim.

Yaşar Nuri Öztürk ve İhsan Özkes…

Biri ilahiyatçı, diğeri imam ve müftü kimliğiyle ön plana çıktı.

Yaşar Nuri, seküler yaşam tarzıyla, aldatma dedikodularına karışan ismiyle, “Peygamberler sosyal demokrattır” söylemiyle zaman zaman gündeme geldi.

Ama “kurtuluşun laiklikte ve Atatürk ilkelerine bağlılıkta” olduğunu söylemesine rağmen ona ancak bir süre tahammül edebildiler. Parti içerisinde “Genel Başkan Deniz Baykal’ın yerinde gözü var” iddiaları ile dışlandı; ama Yaşar Nuri’ye göre mesele farklıydı. Parti koridorlarında kendisini gösterip “dinci” diye alay edenlerin varlığına şahit oldu ve durumu şöyle izah etti:

“Ülkemiz ve insanımız, 'Allah ve din varsa laikliğe, Atatürk ilkelerine ve çağdaşlığa ihtiyaç yoktur' diyen dinci siyasetlerle, 'Atatürk ve laiklik varsa, dine-imana ihtiyaç yoktur' demeye getiren çarpık laiklik siyasetleri arasında sıkışıp kalmıştır.”

İhsan Özkes meselesi de oldukça ilginçtir.

Emekli müftü ve İslam düşmanlığı uygulamalarıyla tanınan Türkan Saylan’ın cenaze namazını kıldıran imam… Özkes, konuyla ilgili sorulduğunda Türkan Saylan’ın ne kadar dindar bir kimse olduğunu anlatmıştı.

Hatırlamayanlar olabilir o yüzden kısaca Türkan Saylan’dan söz edelim.

ÇYDD başkanlığı yapan bir hekim ve akademisyen olan Saylan’ın farklı dönemlerde yaptığı konuşmalar ve söyleşilerden birkaç cümle alalım buraya.

"Türkiye'nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin Arap ve İran adetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz."

“Tanrı'nın yaptığı yasalara değil, insanların yaptığı değişken yasalara tabiyiz. Bütün bunları içselleştirmiş savcılara, avukatlara gerek duyuyoruz.”

“Hoşgörüyle bakamıyorum, türban bir simge ve cumhuriyet değerlerini korumak zorundayız. İslami bir topluma dönüşmek istemiyorsak, laiklikten ödün vermemeliyiz.”

Faşist “İkna odaları”nda da görev alan ve övünerek kızların başını açmasını sağladığını söyleyen biriydi Türkan Saylan.

İşte Özkes, kıldırdığı namazın ve Saylan ile ilgili yaptığı açıklamaların bir ödülü olarak CHP’de milletvekili oldu.

Ancak bu süreç uzun sürmedi ve istifa etmek zorunda kaldı.

İstifa sonrası şu ibretlik sözleri söyledi:

“Net söyleyeyim. CHP’de bir vitrin malzemesi ve bir mevsimlik işçi muamelesi gördük hepimiz. Günü kurtarmak için yapılan hamleler. Bu durum uzun soluklu olmaz, olmuyor zaten.”

Şimdi baştaki asıl konumuza yani Prof. Mehmet Boynukalın’ın yaptığı açıklamalara ve ona yönelik tepkilere bir daha dönelim.

Ayasofya İmamı; ama aynı zamanda bir İslam Hukuku profesörüdür Boynukalın.

Yani lisans, yüksek lisans, doktora ve sonrasındaki zorlu süreçlerden geçmiş bir akademisyen.

Yani biraz daha açayım, fıkıh, tefsir, siyer, kelam, felsefe gibi konuları ders olarak görmüş, bunların bir kısmının ise dersini vermiştir.

Tamam, bazı görüşlerini, görüşlerini ifade etme tarzını, eleştirilerinde seçici davranmasını yanlış bulabilir, tepki gösterebilir, cevap verebilirsiniz.

Ama Özgür Demirtaş gibi “Bir imam nasıl olur da ekonomi konularında konuşur” diye tepki gösterir, eleştirdiğiniz kişiyi küçümserseniz, açık söyleyeyim siz küçülürsünüz.

Can alıcı soru şu?

Medyada “her konunun uzmanı” gibi ekranlara taşınan; ama aslında hiçbir konunun uzmanı olmayan tipler “her konuda” konuşuyor da Prof. Boynukalın neden konuşmasın?

Şimdi bazıları “ama o da kendi uzmanlık alanında konuşsun” diyebilir.

O zaman dürüst olalım.

Alanı Jeoloji olan Celal Şengör, tarih, siyaset, felsefe ve dinler tarihi konusunda konuştuğunda da tepki gösteriyor musunuz?

Yani her konuda konuşabilmek ve dokunulmazlığa sahip olabilmek için ille de kendi dışkısını yemek mi gerekiyor?