• DOLAR 8.073
  • EURO 9.678
  • ALTIN 461.282
  • ...

Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, Maltepe'de yaşanan çöp kriziyle ilgili açıklamalarda bulunmuş. Temizliğin belediye olarak yapılması gereken en önemli hizmetlerden biri olduğunu vurgulayan Yazıcı, çözüm arandığında bulunabileceğine dikkat çekerek “Bir belediye olarak bunu da yapamazsan daha neyi yapacaksınız?” diye sormuş.

Belediyelerin “birinci görevi”nin vatandaşın çöpünü toplamak olduğunu söylemek istemiş Yazıcı; ama yanılmış.

“Türkiye tipi laiklik” kavramını dünya literatürüne kazandıran CHP, “CHP usulü belediyecilik” diye bir örnek de geliştirmiş.

Yaşadığımız süreç gösterdi ki, CHP’li belediyeler kendileri için birinci görev olarak “Heykel dikmeyi” belirlemişler.

Atatürk heykelleri, sağlıkçı heykelleri, Atatürk’ün köpeğinin heykeli…

Başkaları da bu “sanat faaliyetine” özeniyor; ama olmuyor.

AK Parti’nin Ordu Belediyesi de bir ara bu işe merak sardı ve “Ünlü Türk büyüklerinin” büstlerini yaptırdı; ama eline yüzüne bulaştırdı.

Dünyanın parası harcanan büstlerin kimseye benzememesi belediyeyi komik duruma düşürdü.

Özentiler, “çakma profillerin” ortaya çıkmasına neden oluyor.

Her zaman asıllar çakmalara göre tercih sebebidir.

Heykel yapma CHP işidir ve bunu “asli vazife” olarak belirledikleri için işlerini iyi yapıyorlar.

Bu yüzden de Ordu Belediyesinin heykel aşkı CHP’nin işine yaramış, “heykel yapmanın” önemli bir belediyecilik işi olduğu kanaatinin yerleştirilmesinde ilk adımlar atılmıştır.

“CHP’nin heykellerine karşı İHA-SİHA” söylemi Ordu Belediyesinin duvarlarına çarpmıştır.

Tıpkı “Anıtkabir ziyareti” yapan AK Partililerin Kemalistlerden oy almak yerine tabanlarını Kemalistleştirdikleri gibi…

“Çakma Kemalistler” ne kadar tazimde bulunurlarsa bulunsunlar ten renkleri açılmayacak ve ülkenin zencileri olarak kalmaya devam edecekler.

PERİNÇEK VE MHP

Doğu Perinçek, bir televizyon kanalının tartışma programında yine gündeme gelmeyi başarmış. Tartıştığı bir CHP’li hukukçu “Bahçeli sonrası MHP’nin başına da geçersiniz” deyince, Perinçek, şunları söylemiş: “MHP’nin başına geçmek şereftir. MHP bugün vatansever bir parti. MHP vatansever bir konumda. Türkiye’nin bütünlüğü için çalışıyor, teröre karşı mücadele veriyor, Amerika’ya karşı duruyor, onun için MHP’nin başında olmak bir suç değil.”

Tabii MHP’liler bu laflara bozulmuşlar:

“MHP’nin Perinçek ile aynı yerde anılması hoş bir şey değil, şiddetle karşıyız biz bu duruma. Herhangi bir ilişkimiz, beraber hareket etmemiz, çay içmemiz bile mümkün değildir. 12 Eylül’den evvel ülkücü yöneticilerin hepsini Aydınlık Gazetesi’nde hedef göstermiştir. Gazetelere tam boy ilan verip adını, okulunu, adresini yayınlamıştır. MHP’ye üye olması bile mümkün değildir, bu şekilde kabul edilemez.”

Tartışmalarla gündem olma meselesi neyse de ben daha çok şu cümleye takıldım:

“12 Eylül’den evvel ülkücü yöneticilerin hepsini Aydınlık Gazetesi’nde hedef göstermiştir.”

Sanırım ülkücüler fazla alıngan.

12 Eylül öncesinde Perinçek ve arkadaşları solcuları da adreslerini vererek “hedef” göstermişti.

Ne oldu peki?

Perinçek, Marksist bir örgüt olan PKK’nin kamplarına gitti, Öcalan ile beraber “gerilla”yı teftiş etti, Öcalan kendisine çiçek sundu, dergisinde PKK’yi savundu.

Perinçek, Erdoğan ve arkadaşlarını da hedef gösterdi; ama şimdi AK Parti’ye yakın kanallarda arz-ı endam ediyor. Hatta 28 Şubat sürecinde her tarafa “devrim kanunları uygulansın” pankartları açarak “İstiklal mahkemeleri” sürecinin başlamasını isteyen de Perinçek taifesi idi.

2000’e Doğru dergisinde İslami değerleri aşağıladı; ama şimdilerde “kimi” dindar çevrelerde de görüşlerine başvuruluyor.

Mesele hedefler ve pratikler…

Yani ülkücüler ile Perinçek arasında hedefler ve pratikler konusunda bir fark yoksa geçmişe takılmalarına gerek yok!

Bu arada 28 Şubat’ın en önemli aktörlerinden birinin de MHP olduğu ve bu noktada Perinçek ile aynı çizgide oldukları da unutulmasın.

 

28 ŞUBAT

Bir 28 Şubat daha geçti.

Yine “bin yıl sürdü” mü, “sürmedi” mi tartışması yapanlar vardı.

Dönem değişti tabii ve birkaç marjinali saymazsak açıkça darbeci zihniyeti savunanlar yok.

Darbenin bir ayağının da “medya” olduğu herkes tarafından bilinmesine rağmen hesap sorulmadı.

İşin ilginç tarafı darbenin en azgın destekçilerinden olan kimi gazeteciler hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.

Dudak ucuyla da olsa yanlış yaptığını söyleyen tek tük kişiye ancak rastlandı.

Bir de “darbeye karşıydık, şimdi de karşıyız” korosu var ki, bazen çok komik söylemlerle ortaya çıkabiliyorlar.

Biri geçenlerde yazmış “Biz yine buradayız; ’28 Şubat, bin yıl devam edecek!’ diyen ‘Zamâne Firavunları’ nerede?” diye.

İşin komik tarafı bunları yazan zat o sıralarda ülke dışındaydı.

Şimdi sorsan “Eee, ‘ben’ demedim ki, ‘biz’ dedim” diyecek ve işin içinden sıyrılacak.

Ne diyelim…

Hadi öyle olsun..

Ama şu bir gerçek!

Allah için “İslam düşmanı” darbeye, onurlu bir şekilde direnen ve karşılığını Allah’tan bekleyenler zaten kazanmıştır.

Darbecilerin renginden görünüp daha fazla zulmedenler de hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybettiler.

Hiçbir şey kaybolmaz!

Ne salih bir amel ne de kötü fiil ve söylemler…

 

KORONA HARİTASI

Korona haritası ve normalleşme konuşulurken Kürtlerin yaşadığı şehirlerin genellikle mavi yani en iyi durumda gösterilmesi ilginç tepkilerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İlki biraz trajikomik..

Pervin Buldan, “Adıyaman’ı kaybettik, Uşak’ı kazandık” demiş.

1-Uşak’ı kazanmadın.

2-Adıyaman’ı hiç kazanmadın ki kaybedesin.

3-Sırtınızı dayadığınız örgüt, rehineleri öldürmüş, hakkınızda fezlekeler meclise geliyor, belediyelerinize kayyım atanmış, çocukları dağa kaçırılan anneler durmadan beddua ediyor ve siz halen espri yapabiliyorsunuz. Pes yani!

Birkaç da orijinal sosyal medya paylaşımını alayım:

“Kaçak Çay İyi Geliyor Demiştik  Boşuna Dememişiz.”

“Bi kürt olarak söylüyorum kaçak aşı vardır eminim.”

“Eğer maviler kırmızı olsaydı o bölge halkına tedbirsiz, eğitimsiz ve daha neler derlerdi”

Normalleşme ile beraber haritada radikal değişiklikler olduğunda nasıl yorumlar olacak göreceğiz.