• DOLAR 7.457
  • EURO 9.033
  • ALTIN 436.284
  • ...

“Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” diye bir atasözü vardır.

AK Parti’de bazen hiç beklenmedik milliyetçi söylemler gelişirken, MHP’de ise ümmetin meselelerine yönelik hassasiyet vurguları göze çarpar.

HDP ve İYİ Parti’de laiklik hassasiyeti dikkati çekerken, CHP’de bazen Kürt meselesi öne çıkar, bazen dini söylemler…

Tabii bu bazen kafa karışıklığına da neden olabiliyor.

Kılıçdaroğlu, bira ara “YPG bir terör örgütü değildir” demişken geçenlerde “YPG devlet kuruyor, Erdoğan’ın sesi çıkmıyor” eleştirisinde bulunmuştu.

“Zıt uçları idare etmenin sonuçları” diyebilirsiniz ve bence de haklısınız.

Neyse biz dönelim partilerin birbirinden rol kapmasına…

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Azerbaycan ile ilgili konuşurken şunları söyledi: "Umarım ki, bu vesileyle gözlerini, gönüllerini ve akıllarını, ihvan coğrafyasından alıp, Türk Dünyası'na çevirirler.”

“CHP’nin malum “İhvan” düşmanlığının milliyetçi İYİ Parti’deki görüntüsü” diyebilirsiniz; ama ne yaparsanız yapın Akşener’in sözlerini oturtabileceğiniz bir yer bulamazsınız.

Türkiye’nin operasyonel olarak bulunduğu üç yer var.

Suriye, Somali ve Libya…

Türkiye, Suriye’de PKK’ye karşı konumlanmış durumda ve orada bulunmasını “güvenlik sorunu” perspektifinden değerlendiriyor. Esad’ın zalimliği ve katilliğini de gündeme getiriyor ki, bunu vicdana, insani bir değere sahip olan herkes zaten görüyor. Libya’da da benzer bir durum var. Küresel emperyalizmin piyonu Hafter’in ele geçirdiği yerlerde nasıl katliamlara imza attığı, o yerler geri alınınca ortaya çıkmıştı. Bunun yanı sıra olayın tarihi ve “milli” tarafları da var. Mesela Misrata’nın etnik köken olarak “Türk” olduğu hatta UMH’nin başındaki isim olan Fayiz Serrac’ın da Türk olduğu söyleniyor.

Somali ile ilgili büyük ekonomik hesaplardan söz ediliyor.

O zaman…

Türkiye’nin insani kimi değerleri gözetmesi, bulunduğu yerlerde İhvan ile hareket etmesi siyasi ve ekonomik çıkarlarına daha uygun geliyorsa bunun ne sakıncası var?

İhvanla düşman olmak Türkiye’nin hangi çıkarına hizmet edecek?

Bir muhalifi en vahşi usullerle katleden Suudilerle mi, Gezi ve 15 Temmuz kalkışmalarında parmağı olan BAE ile mi, onların piyonu ve oyuncağı durumundaki Sisi ile mi iyi ilişkiler geliştirsin?

Hepsi bir yana Akşener, hükümetin “Türk dünyası”na yönelik problemli bir tutumunun olmadığını çok iyi biliyor.

Öyleyse İYİ Parti’nin CHP’den rol kapıp İhvan düşmanlığı yapmasının gerekçesi nedir?

Parti içindeki Şamanistlerin İslam düşmanlığı mı yoksa Avrupa’daki kimi liberal klikler mi?

 

KILI KIRK YARMALI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘İslam’ın yapılandırılması gerektiğini’ savunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a çok sert çıkmış: “Sen kimsin İslam’ın yapılandırılması diye ifadeyi ağzına alıyorsun.”

Cumhurbaşkanı, bununla da yetinmemiş ve şunları eklemiş: “Devlet başkanları insanların kutsalları ile ilgili konularda söz söylerken kılı kırk yarmalıdır. Macron cahili olduğu meselelerde konuşurken dikkat etmeli. Sömürge valisi gibi değil sorumlu devlet adamı gibi davranmalı.

Tamam, Macron’un “sömürge valisi” gibi davranması çok alçakça bir şey.

Tamam, Macron, bir “devlet adamı” ciddiyetine sahip değil.

Ama şimdi biri çıkıp da “Ey Erdoğan, sen de bundan bir süre önce ‘İslam güncellenmeli’ türü garip laflar ediyordun” dese kendini nasıl savunacak Cumhurbaşkanı?

“Aynı şey değil” mi diyorsun? Bana kalırsa Macron’un söylediğinde İslam’ın “kabuğunu değiştirme”, “şeklini bozma” kastı varken, Erdoğan’ın söylediğinde “İslam’ın ruhuna bir müdahale” söz konusudur.

Cumhurbaşkanının Müslümanlığından şüphem yok ve kastının da bu olmadığını düşünüyorum; ama bu sözlerin “İslam’ın içini boşaltma ideolojisi” olan “Tarihselcilerin” ağzının suyunu akıttığını da biliyorum.

Evet, Erdoğan’a katılıyorum: “Devlet başkanları insanların kutsalları ile ilgili konularda söz söylerken kılı kırk yarmalıdır.”

 

MAHALLE FARKI

Mahallesini değiştiren gazeteci ya da siyasetçilerin hemen her konuya bakış açısı değişiyor.

Onlara sorsan “aydınlandıklarını” söylüyorlar; ama yaptıkları bazı eleştiriler onların sırf “eski mahallelerini” karalamak için çabaladıklarını gösteriyor ve bundan dolayı da bazen feci şekilde çuvallıyorlar.

Mesela Levent Gültekin…

Hükümeti eleştirmek için hükümetin destek verdiği Azerbaycan’ı topa tutmuş:

"Bir kere Azerbaycan devlet mi? Bir de bu var, bunu soralım. Azerbaycan bir aşiret, Demokrasisi yok. Hukuku yok. Bir otoriter yönetim var. Seçim yok. Paranın üzerinde yüzüyorlar. Bugüne kadar adam gibi bir devlet kurmamışsın. 30 yıl önce senin toprakların işgal edilmiş."

Dediklerinin büyük kısmı doğru; ama…

Ama mesela Levent Gültekin aynı sözleri Çin, Küba ya da Kuzey Kore için de söyleyebilir mi?

Hukuk yok, demokrasi yok, seçim yok, otoriter yönetim var…

Peki, devlet değiller mi?

Sanırım Gültekin, dediğimi anlamıştır.