• DOLAR 7.899
  • EURO 9.316
  • ALTIN 484.242
  • ...

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, bir süre önce İYİ Parti ve Akşener ile ilgili “Mesela ben dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve “Kahvaltıya geldik” derdim” demişti.

Akşener, “çalan için kapımız açık” anlamına gelen şeyler söylemişti; ama araya “kanlı” kelimeler eklemeyi de ihmal etmemişti.

Demirtaş yeni mesajında algılara oynamaya, insani duygulara hitap etmeye çalışıyor:

“Ben Eren Bülbül’ün de Yasin Börü’nün de acısını bilirim. Askerin, polisin, sivilin, Kürt gençlerinin ve her canın kutsallığını ve ailelerinin tarifi imkansız acısını da bilirim. Bilmesem insanlığımdan eksilmiş olurum. Hepsi bu toprakların ortak acısı”

Yaşadıklarımızdan dolayı sana inanmıyoruz Bay Demirtaş!

Çözüm süreci sırasında Silvan kırsalında askerler öldürüldüğünde “Orası PKK bölgesi, oraya gitmeyecektiler” dediğin için, çukurlarda 7 bin Kürt genci ölüme yollandığında "Kusura bakmasınlar, gençler hendek kazıyormuş, halk barikat kuruyormuş, başka bir yol gösterin onu yapsınlar” diyerek faciayı savunduğun için sana inanmıyoruz.

‘Eren Bülbül’ün, Yasin Börü’nün acısını içinde hissediyormuşsun.’

Yüksekova’da Ubeydullah Durna, kudurgan bir sürü tarafından vahşice katledildiğinde cinayeti üstü kapalı olarak haklı bulmuş ve “Gever meydan okuma yeri değildir” demiştin.

Rejim seni cezaevinde kızlarınla görüştürmüyormuş. Evet, bu uygulama insani ve ahlaki değildir. Ama bundan faydalanıp yaptıklarını unutturamazsın.

Arşivlerde senin “çukur faciası” ile ilgili neler söylediğini hatırlatayım. Oku, belki bazı şeyleri yeniden değerlendirirsin:

“Halkımızla birlikte direnişi büyüteceğiz. Öz yönetimin inşası, içinin doldurulması konusunda önemli kararlar alacağız. Faşizm rica ile minnet ile durmaz. Halkımızı bu onurlu, görkemli direnişi sahiplenmeye çağırıyoruz.”

Yerleşim yerlerinin yerle bir edildiği, örgüt baskısıyla binlerce kişinin ölüme yollandığı “görkemli direniş” öyle mi?

Bir daha düşün Demirtaş! Belki o çukurların başında zorla bekletilen 16-17 yaşındaki çocuklar için de “Bu toprakların acısı” dersin.

Doğrusu bundan pek emin değilim.

SAHTE MİT RAPORU

Eskinin ünlü futbolcusu, şimdinin futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen, gündem oluşturacak açıklamalar yapmış.

Ali Koç’tan girmiş, Akın İpek’ten çıkmış, Ahmet Çakar’ı, Erman Toroğlu’nu, Serhat Ulueren’i diline dolamış, Nihat Özdemir’in etrafında dolanmış, Ferit Şahenk’in kıyılarında dolaşmış. Mehmet Baransu’yu zikretmiş, Taraf’a dokunmuş, A spor ve Kanaltürk’ü söz konusu etmiş…

Spor camiasından bazılarını isim vererek FETÖ üyesi diye suçlamış.

Yani “şu pozisyon penaltıydı, şuna neden sarı kart gösterdi, VAR kararı haksızdı” türü bir tartışma değil anlayacağınız.

FETÖ meselesi ve suçlamalar konuşulurken şöyle bir cümle sarf etmiş Rıdvan Dilmen: “MİT Raporunda Cüneyt Çakır'ın Babası Fetöcü Yazıyor.” Tabii rapor sahteymiş.

Futbolla ilgilenmeyenler için söyleyeyim: Cüneyt Çakır, Türkiye’nin dünya çapında ünlü futbol hakemidir.

Suçladığı kişilerden İsmail Er, Dilmen’in eski açıklamalarından yola çıkarak Gülen’i övdüğünü ortaya koymuş; ama işte bazıları için “eski eskide kaldı” öyle değil mi?

Neyse, diyelim ve devam edelim.

Şimdi Rıdvan Dilmen’e şöyle bir soru sorma hakkımız var öyle değil mi?

Futbolda yıllarca “şeytan” lakabıyla anıldın. Şimdi kızıyorsun; ama durum bu. Bu kadar isim ve ilişki arasında “ustaca” dolaşmak belki şeytanlık değil; fakat takdir edersin ki, dikkat çekiyor. Ama hepsi bir yana bu tartışmaların arasına “MİT raporunu” koymanın anlamı ne?

Beşiktaş Kulübü eski başkanı Süleyman Seba’nın bir dönem İstanbul Mit bölge başkanlığı yaptığı biliniyor. O böyle bir şey söylese kimse yadırgamazdı; ama…

Sahte MİT raporu nasıl oluyor da futbol tartışmasına konu oluyor?

AKIL VAR MANTIK VAR

Kemal Kılıçdaroğlu, partisinde yaşanan “Mustafa Kemal mi, Atatürk mü” tartışmasına tüm baskılara rağmen girmedi. Onun yerine halkı korona konusunda bilgilendirmeyi, hükümete öneri sunmayı seçti.

Pozitif muhalefet bu işte!

"Hangi önlemlerin alınması gerektiğine bakar, uzmanlara sorar. Kahveler açık, güzel. Ama kağıt oynamak yasak. Vatandaş kahveye niye gitsin o zaman? Oysa önlem alabilirsiniz. Dersiniz ki: Her oyunda yeni, sıfır kağıt açacaksınız. Bitti, bu kadar basit. Ama bu düşünülmüyor. Akıllarına bile gelmiyor.”

Daha önce de virüse karşı, zihinleri sarsan, heyecanlı gönülleri cuş u huruşa getiren öneriler sunmuştu Kemal Bey.

“Akıl var mantık var” demişti Kılıçdaroğlu. Ve şu çarpıcı önerileri sıralamıştı:

“Bir salgın var mı, var. Bütün dünyada var… Yine akılla yine mantıkla mücadele edeceğiz. İki ayaklı… Birincisi önce bulaşmayı engelleyeceksin. Bulaşmanın önüne geçecek engelleri alacaksın. Akıl var mantık var… İkincisi ise hastalık bütün önlemlere rağmen bulaştıysa bunu tedavi edeceksin. Bu kadar basit."

Artık bunun üstüne söylenecek söz var mı?