• DOLAR 8.092
  • EURO 9.578
  • ALTIN 496.762
  • ...

CHP yönetimi Muharrem İnce’nin ayrılıp yeni bir parti kurmasını istemiyormuş.

Medyanın sıkı siyaset analizcileri öyle diyor.

Devreye Baykal’ın girdiği, hatta Karayalçın ve Çetin’in de bunun için uğraştığı söyleniyor.

Peki, ne istiyor CHP yönetimi?

Muharrem İnce, parti genel başkanlığı için her zaman potansiyel bir tehlike arz ediyor. İşte bundan dolayı partide bir görev verilmemeli, ona yakın olanlar tasfiye edilmeli, görünür olmasının önüne geçilmeli.

İşte tam da bu nedenlerle Muharrem İnce de partiden ayrılıp siyaset yapmak istiyor.

Ama olmaz!

CHP’de demokratik teamüller öyle işlemiyor.

Genel başkanlık için tehlike arz ediyorsan sana “Gel bakalım Muharrem” denir, gelirsin, “Git bakalım Muharrem” denir, gidersin.

Yani Kemal Kılıçdaroğlu, öyle düşünüyor.

Peki işin aslı öyle mi?

Erdal İnönü’nün HP karşısında SODEP’i kurması, Deniz Baykal’ın SHP karşısında CHP’yi kurması, Ecevit’in CHP karşınızda DSP’yi kurması yakın tarihimizin gerçeklerindendir.

Yani parti içi mücadele ile bir yere gelemeyince farklı bir parti kurmak ve ardından da “solda birlik” süreci başlatmak aslında CHP içi bir gelenektir.

Kılıçdaroğlu ise yeni bir gelenek başlatmak istiyor ve İnce’ye “sen gidemezsin, ancak ben gönderirim” demek istiyor.

Ama “kasetle genel başkan olmuş” biri için bu tutum normal öyle değil mi?

DAĞA ÇIKMIŞ

Hasip Kaplan, sosyal medyada “Hz. Nuh kürtçe konuşurdu” diye bir mesaj paylaşmış.

Hangi bilimsel veriye ya da dini kaynağa dayanarak böyle bir sonuca ulaşmış, bilemiyorum, çünkü mesaj bu kadar.

Aslında Hasip Kaplan için bu çok da önemli değil.

Benimse aklıma şu takıldı: Hz. Nuh’un Kürtçe konuşması ya da konuşmaması neden önemlidir?

Hz. Nuh bir peygamberdir ve verdiği mesaj Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde vardır.

Aslolan o mesajın diline değil de içeriğine bakıp ahireti kurtarmak için çaba harcamak değil midir?

Ama şimdiye kadarki söylem ve eylemlerinden yola çıkarak diyebiliriz ki, Hasip Kaplan’ın derdi bir de “din tarafından” bir mesaj vermek…

Dr. Mete Akyol diye biri şöyle bir cevap vermiş:

“Bence doğru. Hatta ilk Pkk lı da oğludur. Herkes gemiye binerken oğlu dağa çıktı...”

Bence Hasip Kaplan kafasına sahip birine verilen çok zekice bir cevap.

Tabii ironi yaptığını söylemeye gerek yok, öyle değil mi?

TÜRKÜM DİYENE VATANDAŞLIK

Beyrut limanındaki patlamanın ardından, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Lübnan’a gittiler. Orada Çavuşoğlu, “Ben Türk’üm, Türkmen’im deyip de vatandaşlığı olmayan ve vatandaşlık almak isteyen kardeşlerimize de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını vereceğiz. Bu Cumhurbaşkanımızın bizlere talimatıdır.” açıklamasını yaptı.

Türkiye’nin her zamanki politikası, diyebilirsiniz.

Milliyetçilik “altı ok”un içinde olan bir ilkedir ve “Anayasa ile koruma” altındadır, bu yüzden normal, diyebilirsiniz.

Irak ve Suriye’de de Türk ve Türkmenlik üzerinden nasıl adımların atıldığını hatırlatabilirsiniz.

Ama şunu dikkatinize sunuyorum.

Bu devlet, “kökenimde Kürt var” diyen Binali Yıldırım’a, “Kürt kökenli” olduğu ortaya çıkan Bekir Bozdağ ve Mevlut Çavuşoğlu’na bu tip mesajları verdiriyor ya bu büyük başarıdır.  

BUNUN ARASI YOK MU?

Ahmet Davutoğlu için çok derin analizler yaptığına dair şeyler söylenirdi.

Sanırım derinlikte seçmen bulunamadığı anlaşılınca çevresi tarafından biraz “yüzeye” davet edildi.

Ama Davutoğlu, “yüzeyselliğin” dozajını fazla kaçırdı galiba.

Şunu söylemiş:

“Kim bu dış mihraklar? Söyleyin, bilelim. Onlara karşı omuz omuza mücadele edelim. Dış mihrak diye bir hayalet var, adı sanı yok!.. Hadi çıkın açıklayın”

O zaman soralım:

Diğer tüm darbeler gibi 15 Temmuz da bir “dış mihrak” işi değil miydi?

FETÖ, merkezi dışarıda olan bir “dış mihrak eli” değil mi?

Ekonomik saldırılarda gerçekten “dış mihrak” yok mu?

Halen ABD’de hakkında dava devam eden Halkbank operasyonunda “dış mihrak” göremiyor musun?

O yüzden, diyorum ki…

Derinlik seni anlaşılmaz yapıyor, tamam; ama bu kadar yüzeysellik de fazla değil mi?

Bunun arası yok mu?