• DOLAR 16.885
  • EURO 17.833
  • ALTIN 992.103
  • ...

Ülkemizde en çok tartışılan konulardan biri şüphesiz eğitimdir. Eğitim denilince sadece ekonomik boyutu düşünülmemelidir. Eğitim denilince eğitimin bütün evreleri dikkate ele alınmalı. Eğitimde sadece kaynak, ortam, eğitimcilerin kalitesinin öncelemesi de yeterli bir mantık değildir. Eğitimde öne çıkarılması gereken en önemli ölçüt eğitimcinin karakteri, gayreti, ahlakı olmalıdır. Neden? Çünkü ebeveynler çocuklarını eğitimcilere teslim ederken daha çok bu ölçütleri dikkate alır.

Eski insanlarda böyleydi. Çocukları öğretmenlere teslim ederken bu kriterleri düşünerek “yukarda Allah’a aşağıda size güveniyorum bu çocuklara sahip çıkacak sizsiniz ebeveynlik yapacak sizsiniz bu çocuğu bir yerden bir yere taşıyacak sizden başkası değildir.” derlerdi.

Öğretmen de “gözünüz arkada kalmasın ben gözüm gibi bakarım” derdi. Bu söz üzerine çoğu zaman veli okula uğramaz, öğretmene ziyadesiyle güvenirdi. Aslında veli bu sözleri sarf ederken çocuğunun başarısından ziyade ahlaki durumunu düşünür, ondan endişe ederdi. Kaymakam olmasın adam olsun gibi sözler, o dönemin en güzel izahlarındandı.

Öğretmenin, keşke senin çocuğun gibi çocuğum olsaydı sözü, velinin motivasyonunu artırır veliyi mutluluk anlamında uçururdu. Derslerin çok konuşulmaması karşılıklı güvenin bir işaretiydi. Saygı ve ahlak varsa gerisi teferruattı. Bu anlayış veliyi öğretmen karşısında iki büklüm ederdi. Öğretmenin bu öğretilerden yola çıkarak öğrencilere, elbiseniz yamalı olabilir, yırtık olabilir fakat temiz olması yeterli demesi, kendisine ve öğrencilere mütevazı bir yaşam tarzı sunması öğrenciler açısından çok önemli ve derin bir felsefeydi.

Bu felsefenin toplumda kabul görmesi de sosyoloji açısından çok önemliydi. Böylece zorluklar içerisinde başarı gösteren öğrenciler daha çok takdir edilir daha çok kıymet verilirdi. O dönemdeki örneklik bu yöndeydi. Hayatın bütün alanlarına baktığımızda zorluklarla kazanılan başarılar daha anlamlı olmuştur.

Günümüze gelince her şey değişti, farklılaştı. Her şey öğrenciyi korumaya yönelik olunca eğitimcinin fazla değeri kalmadı. Sevgi, saygı ve ahlakın yerini daha çok görgüsüzlük ve ahlaksızlık aldı. Bu bakış açısı zamanla eğitimciyi de etkiledi ve bakış açısını da değiştirdi. Maneviyattan ziyade bir maddi yarış başladı. Öğrenci, öğretmenin telefonuyla, arabasıyla dalga geçmeye başlayınca öğretmen de daha lüks telefon daha lüks arabayla karşılık vermeye başladı. Eğitimden daha çok maddiyat ön plana çıktı. Hal böyle olunca felsefe değişti, sosyoloji değişti.

Kimse eskisi gibi yukarıdan ve aşağıdan bahsetmediği gibi bir güven de kalmadı. En ufak tartışmalarda ebeveynlerle eğitimci arasında “sen kimsin siz kimsiniz?” tartışmaları başladı. Eğer çocuk ekonomik olarak bir yere gelebiliyorsa her şey çok güzel, gelemiyorsa ne nasip kaldı ne de verilen eğitimin bir değeri.

 Bu bakış, bu psikolojiyle eğitimci nasıl öğrenci yetiştirecek?

Gerçekten bilinçli ve değerli bireyler yetiştirmek istiyorsak aileler olarak kendimize bir çeki düzen vermek zorundayız. Bu iş yukarıdan düzelmiyorsa mecbur aşağıdan düzelteceğiz. Rabbim; hepimizin işini kolaylaştırsın bize gayret etmeyi nasip etsin.

 Selam ve dua ile…