• DOLAR 16.783
  • EURO 17.497
  • ALTIN 976.05
  • ...
SON DAKİKA

Yaklaşık 5 yıl önce Türkiye, Rus hava savunma sistemi S-400’leri almak için girişimlerde bulununca farklı tepkilerle karşılaştı.

NATO üyesi bir ülkenin böyle bir silaha sahip olmasının paktın eşgüdüm içinde çalışmasına zarar vereceğini iddia edenler oldu.

Amerikan kaynakları “S-400 tehlikesini” ve Türkiye’ye neden F-35 uçaklarının verilemeyeceğini şöyle izah ediyordu:

“Türkiye F-35'leri aldığı anda ilk yapmak zorunda olacağı şey, diğer tüm uçakları ile birlikte bu uçakları da karadaki S-400 bilgisayarlarına dost olarak tanıtmak. Aksi halde F-35'ler ve başka hiçbir NATO uçağı S-400'ün koruduğu alan içerisinde uçuş yapamaz. Bunun için de S-400 bilgisayarlarına Link 16 ve IFF sistemlerinin yüklenmesi ve yazılımlarının S-400'e göre entegre edilmesi gerekiyor. Bu noktada artık S-400 bilgisayarları NATO'nun ortak sisteminden gelen tüm verileri okumaya ve kaydetmeye başlıyor.”

Ama savaş bölgesinde olan Türkiye’nin Suriye ve Rusya ile yaşadığı gerginlik ve uçak düşürmelerden sonra hava savunma sistemi Patriot için Amerika ile görüştüğü, çok yüksek olan fiyatını da ödemeyi kabul etmesine rağmen talebinin kabul görmediği pek dikkate alınmak istenmedi.

Obama döneminde Türkiye’nin Patriot talebi reddedildi.

Donald Trump, görev yaptığı dönemde yaşanan tartışmalarla ilgili ilginç ayrıntıları pek de diplomatik dile uymadan açıkladı:

"Açıkçası Türkiye ile iyi ilişkilerimiz var ve fakat bu durum çok karmaşık bir durum. Obama yönetimi onlara Patriot füzelerini satmadı. Türkiye bu füzeleri satın almak için çok uğraştı ancak satmadılar. Bunun üzerine Türkiye Rusya'dan füzeleri aldı. Bunun üzerine dönüp Türkiye'ye 'Tamam size Patriot'ları satacağız' dediler fakat o zaman Türkiye zaten Rusya ile anlaşma imzalamış ve ciddi bir ödeme yapmıştı çünkü buradan almalarına izin verilmemişti.”

Türkiye’nin 15 Temmuz darbe sürecini yaşaması ve o süreçte ciddi biçimde Amerikan parmağına rastlanması S-400’lere yönelmede de önemli bir etken olabilir. Patriotların bir müdahale durumunda Amerikalılara karşı kullanılamayacağı gerçeği göz önüne alınırsa S-400 anlaşması sonrası Türkiye’deki savunma bürokrasisinin neden bunu “tam bağımsızlık” olarak nitelendirdiği daha iyi anlaşılır.

Bu arada şunu da göz ardı etmemek gerekir:

Hem Türkiye’de hem de ABD ve AB içerisinde Türkiye’nin S-400 konusunda sadece şantaj yaptığına, bu silahı alamayacağına, parasını ödese bile aktif hale getiremeyeceğine yönelik çok kesin kanaatlere sahip ciddi bir “uzman kitlesinin” varlığı söz konusuydu ve son ana kadar bu görüşlerini beyan ettiler.

Ama S-400’ler geldi, denemeleri yapıldı ve yer yer aktif edildiği yönünde resmi açıklamalar yapıldı.

Amerikan tarafı yaptırımları gündeme getirdi ve Türkiye’yi önemli bir ortağı ve üreticisi olduğu F-35 projesinden çıkardığını açıkladı. Ödemesini yapmış olmasına rağmen F-35 uçakları Türkiye’ye verilmedi.

Türkiye daha önceden S-300 sistemlerini alan Yunanistan’a herhangi bir yaptırımın uygulanmadığını söylese de bu pek dikkate alınmadı.

Bu arada Amerika ile çok yakın olan ülkelerden birkaçı da S-400 konusunda anlaşmalar yaptı. Bu ülkelere de yaptırımlar gündeme geldi; ama ilginç gelişmeler oldu.

ABD Senatosu'nda, Rusya'dan S-400 satın alan Avustralya, Japonya ve Hindistan'a yönelik yaptırımları engellemek için bir yasa teklifi sunuldu.

Bu isteğin arkasında, bölgede Çin'e karşı oluşturulan birliğin zedelenmemesi amacının olduğu söyleniyor; ama işin aslı başka.

Amerika, yönetime kim gelirse gelsin defalarca ifade edildiği gibi birinci önceliğinin “siyonist işgal rejiminin güvenliği” olduğunu açıkça söylüyor.

Amerika devleti, Japonya, Avustralya ve Hindistan ile Çin’e karşı birlikte hareket ediyor; ama asıl önemli olan bu üç ülkenin de Siyonist rejime karşı şimdi ve gelecekte bir tehdit oluşturmuyor olmalarıdır. Ayrıca uzak bir coğrafyada bulunuyorlar.

Nitekim BAE’ye olan silah satışında çıkan problemde Amerika’nın nerede durduğu net olarak ortaya çıktı.

BAE, Amerika’nın F-35 uçaklarını vermekten vazgeçmesi üzerine diğer silah anlaşmalarını iptal etti ve başka ülkelerle irtibata geçti.

Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken, bölgedeki en önemli müttefiklerinden olan BAE konusunda bile israil ile ilgili olan önceliklerini dile getirdi:

İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünün sağlanması için verdiğimiz sözü tuttuğumuzdan emin olmak istiyoruz; bu nedenle BAE de dahil olmak üzere bölgedeki diğer ortaklara satılacak ya da aktarılacak her teknolojinin detaylıca değerlendirmeden geçtiğinden emin olmak istiyoruz"

Yani asıl mesele “NATO’ya uyum sorunu” ya da S-400’ün Rus menşeli olması değil “israil’in niteliksel askeri üstünlüğünün” devam etmesidir.

Daha açıkçası…

Eğer S-400 sistemi alınmasaydı da Amerika başka bir şeyi sorun eder ve Türkiye’ye F-35’leri vermezdi; Patriotları vermediği gibi. Türkiye NATO üyesi de olsa, BAE bölgenin tümünde Amerika ve israil çıkarları için çalışsa da “yarın ne olacağı” belli olmadığı için Siyonist rejimin elindeki silahlara sahip olmaları Amerika’nın işine gelmiyor.

Yazarın Diğer Yazıları