• DOLAR 12.369
  • EURO 14.009
  • ALTIN 713.051
  • ...

En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim.

Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun ‘Türkiye’nin Afganistan konusunda Özbekistan ile çalışacağına’ dair açıklamasına şahit olduğumuzda Türkiye’nin aslında ayakları yere basan bir Afganistan siyasetinin olmadığına bir kez daha kanaat getirdik.

Kafa karışıklığına dair çok sayıda veri var elimizde.

ABD işgali devam ettiğinde muharip güç olmasa da “NATO bünyesinde” asker bulunduran bir ülke olmanız aslında sizin direk işgalciler ile aynı başlık altında değerlendirilmenize sebep olabilir.

Öte yandan sırtını işgale dayayan ve “Taliban korkusu” üzerinden prim yapmaya çalışan, gelen yardımları aralarında pay etmekten başka bir iş yapmayan “işbirlikçi” hükümet ile son ana kadar görüşmeleri sürdürmeniz de işgal sonrasını iyi okuyamadığınızı gösterir.

Özellikle de “savaş ağası” bir Raşid Dostum üzerinden sadece etnik temelli olarak kurduğunuz bağın Afganistan’da Özbekler arasında bile bir karşılığının olmadığı işgalin bitmesi ve Dostum’un kaçması ile ortaya çıktı. Ama işgalci ile beraber giriştiği katliamlarla anılan ve ahlaki düşüklüğü herkes tarafından iyi bilinen biri için Afgan halkına dayanan Taliban’ı hedef alıcı açıklamalar yapmaktan çekinmedi Türkiye’deki yöneticiler.

Buna rağmen Taliban tarafından Türkiye’ye yönelik sürekli olumlu ve yapıcı açıklamalar geldi. Hatta Taliban “Afganistan’da işgalci güç istemiyoruz” derken bile Türkiye’nin NATO bünyesinde olmadan Afganistan’da bulunabileceği şerhini düşüyordu.

Geçici hükümetin Peştun yoğunluklu olduğu ve bunun da Afganistan’ın yapısıyla uyumlu olmadığı iddiaları ortaya atıldı Türkiye’deki resmi görevliler ve gayrı resmi destekçileri tarafından. Kurulan hükümetin “geçici” olduğu gerçeğini bir tarafa bırakarak söyleyelim ki, Anayasasında “etnik vurgu” bulunan, sistemin temeli tekçilik, inkarcılık ve asimilasyonculuk üzerine kurulmuş bir ülkenin yöneticilerinin bir başka ülkeye “etnik temelli hükümet kuruluyor” diye eleştiri getirmesi kadar abes bir şey olabilir mi?

Kaldı ki, eleştirdikleri ülkede ne tekçi bir dil dayatması var, ne de “Bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Peştun’dur” diyen bir Anayasaları… Hepsi bir yana ülkedeki Özbekler, Tacikler, Beluciler, Türkmenler, Hazaralar, Nuristaniler tanımlanırken “Özbek kökenli, Türkmen kökenli, Tacik kökenli” şeklinde garip ifadeler de kullanılmıyor.

İşgalci Amerikan güçleri ülkeyi terk etmek zorunda kaldıklarında kısa sürede işbirlikçilerin de halktan çaldıkları paraları da alarak efendileri gibi kaçacaklarını hemen herkes tahmin ediyordu. Nitekim öyle de oldu.

Taliban güçleri de kısa sürede ülkenin büyük kısmını savaşmadan ele geçirdi. İşte tam o sıralarda Türkiye’den gelen açıklama şu şekildeydi: “Bu işgal hareketini bırakın!” Bu açıklama fevri bir davranışı değil, ayakları yere basan bir siyasetinizin olmadığını gösteriyor. Nitekim kısa süre sonra bu kez de “Taliban ile de görüşebiliriz” açıklaması gelecekti.

Dikkat çekici çelişkilerden biri de Erdoğan’ın Amerika ziyaretinde ortaya çıktı. Sunucunun Afganistan’da kadınların durumu ile ilgili sorduğu soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kadınların hakları ile ilgili durumlar düzelirse işbirliği yapabileceklerine’ dair açıklamasının anlaşılır bir tarafı yoktur.

Taliban’ın bu konuda çalıştıklarına dair açıklamalarını, anayasa hazırlıklarını, güvenlikle uğraştıklarına dair sözlerini, ekonomik sıkıntılarını bir tarafa bırakarak soralım: Türkiye şimdiye kadar hangi ülke ile ilgili böyle bir şart ileri sürmüştür?

Türkiye’nin Libya ve Suriye’de karşı karşıya geldiği, 15 Temmuz darbe girişiminde bile rolü olduğu iddia edilen BAE ile ilgili “ilişkilerin geliştirilmesine” dair projeler konuşulurken, Afganistan konusunda böyle şartlar ileri sürmenin bir mantığı var mı?

Rusya’nın güdümünde bir Özbekistan ile beraber Afganistan politikası belirlemek bir tarafta Rusya’yı tek belirleyici kabul etmek, diğer tarafta “bizim bağımsız bir politikamız yoktur” demek anlamlarına gelir.

Yazarın Diğer Yazıları