• DOLAR 8.874
  • EURO 10.48
  • ALTIN 499.049
  • ...

Afganistan’da yirmi yıldır devam eden bir işgal vardı.

İşgalci ve dostları tam yirmi yıldır her türlü “kirli savaş” yöntemini kullanarak Afganistan’a yerleşmeye çalıştı. Silah yığdı, yerel silahlı güçler oluşturdu, eğitim verdi, siyaseti dizayn etme yoluna bile gitti.

Amerika, Afganistan işgali ile hem Rusya’nın kontrolündeki ülkelerden Özbekistan ve Türkmenistan’a yaklaşabilecek hem de Hazar enerji kaynaklarının batıya taşınması konusunda elini güçlendirmiş olacaktı. Yani aslında 11 Eylül olmasa da Amerika’nın bölge üzerinde askeri, siyasi ve ekonomik hesapları vardı ve bunlar için harekete geçmeyi düşünüyordu. Afganistan işgali ile Rusya’nın nüfuz alanına en zayıf yerlerden birinden müdahale imkanı doğacaktı.

Nitekim işgal başladığında Amerika beklediğinden daha büyük bir imkan ile karşı karşıya olduğunu gördü. Çin, Hindistan, Pakistan, İran, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ile ortak sınıra sahip olan ve Orta Asya’nın güneye açılan en önemli kapısı durumunda bulunan Afganistan’ın ele geçirilmesi, fiilen Amerika’yı bölgenin merkezine taşımıştı. Askeri üsler ile hem İran hem de Pakistan’ı istediği anda tehdit edebilecek bir imkana sahip oldu.

Askeri ve ekonomik hedeflerle uğraşmak yeterli değildi Amerika için.

Kültürel ifsad politikaları geliştirdiler, devşirdikleri kişileri eğitip geri gönderdiler, hatta eğitim müfredatına bile müdahale ettiler.

İNSAMER raporunda dikkat çekici ayrıntılar var:

“ABD, İstihbarat Reformu ve Terörle Mücadele Yasası (The Intelligence Reform and Terrorism Preventation Act of 2004) ve Terörist Saldırılara Karşı ABD Uluslararası Gençlik Fırsat Fonu (National Comission on Terrorist Attacks upon the United States International Youth Opportunity Fund/IYOF) ile öğretmenlerin eğitimi ve okul kitaplarının yeniden düzenlenmesine yönelik Müslüman ülkelerdeki eğitim müfredatlarının manipüle edilmesi amaçlı yeni bir süreç başlatmıştır. Bu yapılırken de Müslüman ülkelerdeki öğretmenlerin yeterli eğitime sahip olmaması ve yüksek fakirlik oranlarının bu bölgelerde aşırı grupların daha kolay yayılmasında etkili olacağı tezi ileri sürülerek eğitimin sekülerleştirilmesi çalışmalarına hız verilmiştir. Bu yaklaşım ABD’nin Müslüman coğrafyalardaki politikalarının temelini oluşturmuştur.”

Bush döneminde bu alanda ciddi hamlelerde bulundu Amerika. Aslında birçok ülkede “eğitimin sekülerleştirilmesi” konusunda hükümetleri ve yerel birimleri harekete geçirdi ve adımlar atılmasını sağladı; ama en büyük çabayı Afganistan ve Moro’da İslami eğitimin devreden çıkarılması için harcadı.

Bunun için ödenekler ayırdılar, fonlar oluşturdular.

Yine rapordan bir alıntı yapalım:

“ABD, Creative Associates International Inc./CAII, Afghanistan Primary Education Program/APEP gibi kurumlar aracılığıyla Afganistan’daki okul kitaplarını düzenleyip seküler bir içerik hazırlama konusundaki çalışmalarına da devam etmiştir. Hatta 2002’de müfredat ve kitaplar da dâhil Afgan eğitim sisteminin düzenlenmesine dair CAII ile 65 milyon dolarlık bir kontrat imzalamıştır. CAII, 1980’lerde Omaha Nebraska Üniversitesi tarafından hazırlanan “militan” içerikli kitapların düzenlenmesiyle görevlendirilmiştir. Fakat CAII, yeni bir anlayışla oluşturduğu veya içeriğini “temizlediği” “İslami” kitapları APEP okullarının tümüne dağıtma konusunda yetersiz kalınca, devreye UNICEF ve Kolombiya Üniversitesi Öğretmenler Koleji girmiştir.”

Kendi deyimleriyle “milyarlarca dolar” para harcadılar; ama ne tam olarak yerleşebildiler, ne de işgale direnen güçleri mağlup edebildiler.

Eğitim alanında yaptıkları da istedikleri sonuçları vermedi.

Kız çocuklarının eğitimine önem verdiklerini söylüyorlardı; ama ülkenin kırsal kesimlerinde ekonomik şartlardan dolayı erkek çocukları da eğitime devam edemiyordu.

Neticede aktardıkları paraların savaş ağalarının daha fazla lüks içinde yaşamasından başka işe yaramadığı ortaya çıktı.

Devşirme tipler işgalcilere yağ yaparak gelen paraları kendilerine aldılar ve yaptıkları keskin açıklamalarla, gösterişli törenlerle yıllarca göz boyadılar.

Taliban ise kırsaldan başlayarak sağlam ve emin adımlarla yıllar süren bir yürüyüşe geçti ve tüm Afganistan’ın kılcal damarlarına yerleşti.

Şimdilerde geçici bir hükümet ilan edildi.

Afganistan’ın içinden tepkisel anlamda bir ses çıkmazken yılların işgalci katilleri ise “hükümetin kapsayıcılıktan uzak” olduğunu söyleyip itiraz ediyorlar.

Ne beklediklerini anlamak zor.

Sahi yeni kurulacak hükümet eğer işgalcileri ve dostlarını memnun edecekse o zaman işgale karşı direnişin ne anlamı vardı?

İşin aslı şu:

Alanda başarılı olamayan, en ölümcül yüksek teknolojili silahlarına rağmen yenilen ve geri çekilen işgalciler, bundan sonraki süreçte ekonomik ve siyasi baskı araçlarını kullanarak ülke yönetiminde söz sahibi olmak istiyorlar.

Taliban ise herkesi şaşırtan olgunlukta adımlar atmaya devam ediyor.