• DOLAR 8.874
  • EURO 10.48
  • ALTIN 499.049
  • ...

Siyonist terör çetesinin insanlık dışı gasp, işgal ve katliamları dünyanın gündemine düşmüşken, insani değerlerden yoksun tiplerin faşistliklerine de şahit olduk.

Alman muhafazakarların, ırkçıların ve Avusturya’nın başındaki faşist Sebastian Kurz’un “atalarının yaptığı Yahudi soykırımı ve katliamları” unutturmak için Siyonist zulümlerini aklama yoluna gitmesinin ahlaki ya da insani bir tarafı olduğunu kimse iddia edemez. Belki patolojik tarafları olabilir.

Fransız ve Hollanda faşistlerinin İslam düşmanlığından dolayı kör olan gözleri, kokuşan dimağları onları çocuk katillerini sevimli gösterme noktasına da götürebilir. Neticede faşizm ahlaki açıdan çöküştür, insanlık açısından bitiştir, gezegen açısından yıkımdır. 2. Dünya savaşının tablosu bunu net olarak ortaya koymaktadır.

Arap ülkelerinde bir süredir revaçta olan “neo milliyetçilik” düşüncesinin Filistinlileri Arap saymadığına ve Filistin’deki çatışmalı sürecin Arap ülkelerinin gelişmesini ve dünyaya açılmasını engellediğine dair düşüncenin daha yüksek sesle dile getirildiğine şahit olduk.

Ama Kürt faşistlerini anlamak gerçekten de çok zordur.

Bir taraftan Kürtlere uygulanan faşist zulümden söz edeceksin öte taraftan faşizmin em somut hali olan bir terör şebekesini ve yaptıklarını normalleştireceksin.

Stalin gibi bir Kürt katliamcısına tapan “Kürt Marksistlerinin” Netanyahu’yu aklama çabaları anlaşılır, çünkü hepsi içlerinde Stalin gibi bir katil taşımaktadır ve ideolojik olarak da yıkım, tahribat ve sürgün fikrine çok uzak değildirler.

Ama İslami bir kimlikleri de olduğunu iddia eden Kürt faşistlerini anlamak gerçekten çok zor.

Siyonist terör çetesi İslami değer ve sembolleri yıkıp yakarken hele de bu tahrip edilen sembollerde bariz Kürt izleri söz konusu iken, meseleyi asıl odağından saptırıp ruhsuz bir eda ile “onların da orada hakkı var” diyebilmenin izahı var mı?

Tabii bir de Siyonist çetenin resmi olarak ilan ettiği ultra faşist yasalar karşısındaki sessizlik var…

Üç yıl önce resmileşen bir yasadan söz edeyim.

“Yahudi Ulus Devlet Yasası”…

2018’de 55 ‘Hayır’a karşı 62 ‘Evet’ oyuyla Siyonist meclisi Knesset’ten geçti bu yasa.

Yani kendine devlet diyen terör yapılanmasının “sivil vatandaş” denilen eli silahlı işgalcilerinin “çoğunluğunun” oyuyla yasa olarak kabul edilen bir metin.

Şimdi bu yasada neler olduğuna bakalım.

- İsrail bir Yahudi devletidir.

- Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir.

- İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır.

- Dünyadaki tüm Yahudilerin israil'e dönme hakkı vardır.

- Hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır.

- Kudüs birleşik ve tam olarak israil'in başkentidir.

- Devlet, Yahudi yerleşiminin gelişimini ulusal bir değer olarak görür ve teşvik eder.

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: DEAŞ’ın yasalarının bu maddelerden daha ağır olduğunu iddia edebilir misiniz?

Ya da Kızıl Kmerler ve Pol Pot’un, Arnavutluk’ta Enver Hoca’nın vahşi uygulamalarının, İngiltere’nin gölgesinde yıllarca hayatiyetini devam ettiren Güney Afrika’nın faşist Apartheid rejiminin mevcut Siyonist çeteden ne fazlası vardır?

O yüzden tutarlı olalım.

“Yahudi ulus devlet yasası” maddelerinin içindeki Yahudi kelimelerinin yerine “Türk, Arap, Fars” kelimelerini koyduğunuzda bir itirazınız yoksa “İdeolojiniz bozuk; ama söyleminiz tutarlıdır” derim.

Yok eğer bu faşist yasaya ses çıkarmıyor da Yahudi kelimesi yerine başka bir etnik ya da dini kelime konulduğunda itiraz ediyor ve “Böyle faşist yasa olmaz, bu zulümdür” diyorsanız, ikiyüzlüsünüz, yalancısınız, ahlaksızsınız.

Söyleyeceğim bu kadar!