• DOLAR 8.554
  • EURO 10.083
  • ALTIN 496.782
  • ...

Müslümanların Kudüs ile olan münasebetinden ve bunun tarihteki seyrinden söz etmek istiyorum.

İlk kıblemiz ve Kur’an-ı Kerime göre “çevresi mübarek kılınmış” isra ve Mirac’ın duraklarından mübarek belde…

Müslümanlar, Hz. Ömer döneminde, Peygamber aleyhissalatu vesselamın “ümmetin emini” diyerek övdüğü Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasında şehri kuşattılar. Patrik Safronyus teslim olmayı kabul etti; ama şehrin anahtarını bizatihi Hz. Ömer’in kendisine vermek istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer şehre geldi. Böylece Miladi 636’da Müslümanlar Kudüs’ü fethetmiş oldu.

Yani Kudüs’ün ilk fethi savaşsız ve kan dökülmeden gerçekleşti.

Şehri aldıktan sonra bir “Emanname” (güven fermanı) yazıldı ve Hz Ömer (r.a) şehrin ismini İlya'dan Kudüs’e çevirdi.

“Emanname”ye göre ‘Hıristiyanların can ve malları güvence altında olacak, kilise ve haçlarına dokunulmayacaktı.’

Hz. Ömer’in talimatıyla Beytü’l Makdis denilen ve Hıristiyanların Yahudilere duydukları nefretten dolayı çöplüğe çevirdikleri bölge temizlendi ve Aziz Peygamberin isimlendirdiği gibi oraya Mescid-i Aksa inşa edildi.

Kudüs, Müslümanların elinde yüzlerce yıl “güven içinde” varlığını devam ettirdi.

Abbasiler, Fatimiler ve Karmatiler arasında olan askeri darbelerden ve çekişmelerden dolayı tüm bölgede olduğu gibi Kudüs’te de yer yer istikrarsızlık yaşandı; ama bunlar kısa süreliydi.

Sonra haçlılar geldi. Zulmün, vahşetin, canavarlığın akla hayale gelmez her çeşidi geldi haçlılarla beraber.

15 Temmuz 1099’da Kudüs’e girdiklerinde hiçbir Müslümanı sağ bırakmadılar. İbn-i Esir “70 bin Müslümanın öldürüldüğünü” söyler. O dönemin tarihçilerinden Fulcherius, işlenen bu cinayet ve vahşeti şöyle anlatır:

"Şövalyelerimiz ve yayalarımız Müslümanların canlı iken yuttukları altınları bağırsaklarından çıkarmak için karınlarını deşerek öldürdüler. Adamlarımız  şehri dolaşıp tek bir canlı bırakmadan herkesi öldürdüler. Ayrıca girdikleri evlerde her şeye el koyup evleri de işgal ettiler.”

Kudüs’ün üzerindeki “Haçlı karanlığı” tam 88 yıl sürdü. Sonra Allah, mazlum Müslümanlara Selahaddin’i lütfetti.

1187 yılında Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Hittin Savaşında haçlıların elinden geri almayı başardı. Haçlı katiller karşısında bir arslan olan Selahaddin, Kudüs halkına en iyi şekilde muamele etti. Kubbetü's Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin mimari açıdan yenilenmesine çok önem verdi. Mübarek Mescid-i Aksa’ya Nureddin Zengi'nin hazırlamış olduğu kıymetli minberi hediye etti.

Müslümanlar, birbirleriyle çekiştiklerinde her zaman küfür cephesinden darbeler yemiştir. Selahaddin sonrası da benzer bir durum yaşandı.

1233’teki Haçlı Seferinde Kudüs yine düştü ve 11 yıl boyunca Hıristiyanların elinde kaldı. 1244 yılında Melikü’s-Salih Necmeddin Eyyüb’ün çabalarıyla tekrar Müslümanlar tarafından geri alındı.

Sonra Haçlı zalimlerinden hiç de geri kalmayan Moğol belası baş gösterdi. Tüm İslam Dünyasını kan gölüne çeviren bu zalimlerin zulmünden Kudüs de kendi payını aldı.

Memlükler 1259 yılında Ayn Calut savaşında Seyfettin Kutuz ve Zahir Baybars önderliğinde Moğolları yendiler. Ayn Calut, hem Moğolların ilk kez yenilgiye uğratılması hem de Kudüs’ün bir kez daha kurtarılması açısından kıymetlidir.

1917’de İngilizler tarafından işgal edilinceye kadar tam 658 yıl Müslümanların elinde kaldı Kudüs. Ve İngilizler ele geçirdikleri toprakları Siyonistlere vererek çekildiler.

Siyonistler, yüz yıldır ilhak, işgal ve terör faaliyetleri ile mübarek beldenin huzur bulmasına engel oldular. Allah’ın aziz kullarının gelip onları kanlarında boğmasını ve zulme son vermesini beklemektedirler.

Kudüs tarihinden şu önemli sonuçları çıkarıyorum:

-Müslümanlar tarih boyunca Kudüs için hiçbir zaman Yahudilerle savaşmamışlardır.

-Müslümanlar fethettikten sonra Yahudiler Kudüs’e girebilmiştir.

-Müslümanlar her zaman insanca yaşamanın ortamını oluştururken gerek Haçlılar, gerek Moğollar gerekse de Siyonistler insanlık dışı yöntemlere başvurmuşlardır.

-Kudüs ancak güçle, fedakârlıkla ve şehadet aşkıyla fethedilebilir.

Siyonistler, destekçileri ve işbirlikçiler seviniyor; ama bu devran böyle devam etmez.

“Kafirlerin (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın! Bu az bir yararlanmadır; daha sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır.” (Al-i İmran/196-197)