• DOLAR 5.764
  • EURO 6.43
  • ALTIN 282.956
  • ...

15 Temmuz darbe girişiminin üçüncü yıldönümünde bu kez CHP siyasi çizgisi “kontrollüydü”, “tiyatroydu” türünden söylemlere başvurmadı. Önce bir yönetici çıkıp “bal gibi darbeydi” açıklaması yaptı, ardından da önde gelen isimler benzer sözler söylediler.

Acaba aklı selim hakim oldu da ondan mı söylem değişikliği oldu, diye düşünürken hemen ardından gelen açıklamalar niyetin farklı olduğunu ortaya koydu.

Tehlikeyi haber verenlerin suçlandığından ve cezalandırıldığından söz ettiler.

Darbecilerin bu noktaya gelmesinin sorumlusunun siyasi iktidar olduğu ve bu konuda sorgulanması gerektiği yönünde açıklamalar yaptılar.

Bu siyasi çizgiye yakın kimi kalem erbabı içindeki düşmanlığı şu şekilde kelimelere döktü: “İslamcı faşistlerin darbe girişimi”… Oysa bu fikir sahibi olduğunu iddia eden zavallı, darbeci zihniyetin her zaman “İslamcılık” karşısında Amerikancı blokta yer aldığını çok iyi biliyordu; ama derdi küresel istihbaratın oyuncağı olmuş bir şebekeye değil aziz İslam’a dil uzatmaktı.

Ortaya çıkan gerçek şu ki, birileri 15 Temmuz üzerinden Ergenekon’u hatta 28 Şubat’ı aklama çabasına, FETÖ üzerinden önce İslami yapılanmaları sonra da İslam’ın kendisini hedef yapmaya girişiyor.

Hayır, bu darbe karşıtlığı değil aksine darbeler arasında seçim yapmaktır!

Hayır, bu Kemalist zorbalığın, laikçi azgınlığın makyajlanmış halidir!

Biraz hafızamızı tazeleyelim.

Ergenekon davasının başlangıcı 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıydı.

29 Mart 2007 Özden Örnek’e ait günlüklerin Nokta dergisinde yayınlanması ve kamuoyunun 2002-2004 arasında planlandığı ileri sürülen Yakamoz, Ayışığı, Sarıkız ve Eldiven isimli darbe planlarından haberdar olması…

Ve 27 Nisan 2007… Genelkurmay’ın gece yarısı sitesine koyduğu bildiri ile bir e muhtıra sürecini başlatması…

Evet, Genelkurmay Başkanı “Kutlu Doğum programlarına” karşı çıkıyor, seçim ve demokrasinin bir şey ifade etmediğini, seçilecek cumhurbaşkanının “sözde değil özde laik” olması gerektiğini söylüyordu.

Bildiri darbe öncesi bir muhtıraydı.

Bunun bir siyasi ayağı vardı ve CHP açıkça muhtıraya destek çıktı.

Medya ayağı vardı ki bazıları darbeyi açıkça dillendirdi.

28 Şubat süreci basın, sermaye, yargı ve asker ayağıyla devam ediyordu.

İşte o dönemde e muhtıra konusunda fikir beyan eden en önemli basın kuruluşlarından örnekler:

Ertuğrul Özkök (Hürriyet): Demokrasi kaygısıyla, sadece askeri eleştirmek, ne adil, ne yararlı, ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır.

Yılmaz Özdil (Sabah): Bundan sonraki adım, tank olur. “Gücüm var” diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.

Hıncal Uluç (Sabah): Ordu sonuna kadar bekledi.. Gerekli uyarıları en demokratik şekilde yaparak, “Sözde değil, özde” diyerek bekledi.

Fikret Bila (Milliyet): TSK, türbanın ve temsil ettiği zihniyetin Çankaya’ya çıkmasına karşı ilkesel bir duruş sergilemiştir.

27 Nisan e muhtırası, 12 Haziran sonrası atılan adımlardaki hukuksuzlukların görülmesini engelledi.

Sonraki süreçte Ergenekon operasyonunda suç ihdas etmek için belge uydurma dahil çok sayıda hukuksuzluğa başvuruldu; ama bu Kemalist darbeciler eliyle 28 Şubattan itibaren sürdürülen sürecin unutulmasına sebep olmamalı.

Elbette AK Parti hükümetinin FETÖ yapılanmasının güçlenmesi ve semirmesinde etkisi vardır; ama FETÖ’yü asıl güçlendiren etkenin 28 Şubat’ın devamı darbeci zihniyetin hükümete karşı giriştiği eylemlerin ve darbeci söylemin olduğu unutulmamalıdır.

FETÖ’yü güçlendirenler 28 Şubat’ın en önemli isimleri olan Demirel ve Ecevit’tir.

Tüm bunlara bakarak 15 Temmuz’un iyi anlaşılması isteniyorsa ve yeni 15 Temmuzlara engel olmak isteniyorsa darbeci kafa ile hesaplaşılması gerekiyor.

Evet, 15 Temmuz darbe girişimi başarısız oldu; ama güvenlik soruşturmalarını ve değişmeyen devlet hafızasını göz önünde bulundurduğumuzda 28 Şubat’ın devam ettiğini söyleyebiliriz.

 

Yazarın Diğer Yazıları