• DOLAR 7.757
  • EURO 9.108
  • ALTIN 474.55
  • ...

Şu sıralar "İslam Medeniyetinde Eğitim Felsefesi" isimli kitabı okumaya çalışıyorum. Satır aralarında gezinirken birçok güzelliği müşahede etme fırsatını yakaladım. İnsanoğlu, sahip olduğu bilginin vakarı sayesinde rengârenk fikirlerin/çiçeklerin açıldığı, vahaların seyredildiği fıtrat makamına eriverir bir anda... Ulaştığı sahih ve yetkin bilgi sayesinde kasvet bulutlarının sardığı karanlık dünyadan kurtulmakla kalmaz, aydınlıkla buluşuverir bir anda insan. İnsanoğlu için bilmek/bilgi fazilet olsa da her vakit makul ve makbul sonuçlar doğurmayabilir. Çünkü uzun ve meşakkatli dünya yolculuğunda, bilgi/bilmek insan için bir azık olsa bile, haysiyet cellatlarının elinde kimi zaman puttan bir helvaya dönüşebilme ihtimali vardır.

Anlaşılan ilmin ve bilginin de bir haysiyeti olmalıdır. Hikmet ve irfanla mezcetmeyen bir bilgi haysiyet yoksunlarının elinde tehlikeli bir aygıta dönüşme ihtimali de yok değil. Hem bu hususla alakalı İmam Şafi: "İlmin bir haysiyeti yoksa cehaletten de kötüdür. Çünkü haysiyetsiz ilim, bilginin ışığını karartır ve dünyayı zindan eder." demiştir. Müslümanların halifesi Hz. Ömer(r. a)'in: " İlminizle cehaletinizi güçlendirmeyiniz" sözleri de aynı hakikati işaret içindir. Sahip olduğu cevherleri insanlığın istifadesine sunmayan gafilin elindeki cevherler, ancak bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır...

İslam eğitim sisteminin en önemli amacı, fıtrat kanununa uygun hareket edip insanın içinde sakladığı kabiliyetleri dışarıya vurmasını sağlamaktır.  Hem fıtrat kavramının bir anlamı da zaten "yarmak" manasına geliyor. Yani bir şeyin yarılıp içindeki özelliklerin dışarıya çıkması manasından kinaye, insanın içindeki kabiliyetlerinden hareketle Allah'ı idrak edebilecek kapasiteyle yaratılmış olması anlamıyla kullanılmıştır fıtrat. İslam eğitim felsefesinde insanda aranan birinci öncelik, insanın bilgi sahibi olması ve bildiklerini davranış, tutum ve tavırlarıyla ortaya koymasıdır. Tam da bu noktadan, fıtrat kanununa uygun, ferdin ihtiyaçları ve durumu gözetilerek, içindeki cevher ve kabiliyetleri keşfedip insanlığın istifadesine sunmak için bağımsız bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır eğitim felsefesi...

İslam eğitim felsefesinin esas amacı, insanın Allah'ı bilip kulluk vazifesini yerine getirmesini sağlamaktır. Bu amaca matuf olmayan her atılım ve uygulama başarısız sayılmıştır. Burada şuna değinmezsek eksik söylemiş olacağız: Çağdaş eğitim felsefesinin, ontolojik, varlığın mahiyetini, epistemolojik, yani bilgininin kaynağını ve sınırlarını, değerini (ahlâk/etik) doğasının ne olduğu ve genelde siyaset felsefesinin yönlendirdiği eğitimin politik temellerinin tamamını İslam eğitim anlayışında bulmak mümkündür. 

Müslüman toplumların kendine has bir eğitim felsefesinin olması gerektiğini bir panel vesilesiyle anlatmış ve önceki köşe yazılarımda dile getirmiştim. Zaten İslam düşüncesinin eğitime uyarlanmış haline İslam eğitim felsefesi diyorduk. Hakeza eğitim sistemi, eğitim felsefesinin doğasına uygun olarak şekillenmesi gerekir. Müslüman ülkelerde neslin eğitimi, bütün uygulamalarda İslam'ın temel esaslarına ve düşüncelerine göre şekillenmesi gerekirken laiklik dayatıldığı için tam tersi bir durum söz konusudur. Yani Müslüman halkların ezici çoğunluğu özgün bir eğitim sisteminden yoksun olup batıyı taklit etmeye devam ediyorlar. Taklitçi toplumların eğitim sisteminin de yine eğitim felsefesinden yoksun olduğunu, mevcut eğitim sistemimizin ve müfredatımızın temellerinin de Greko-Latin bir anlayışa dayandığını daha söylemiş ve izahını yapmıştım.

İslam eğitim felsefesinin iki ana unsuru Allah ve insandır. İslam, öncelikle Allah'ın bilinmesini ve tanınmasını ister. İkinci esas ise, insanın tanınması ve bilinmesi ve buna göre eğitilmesidir. Tabi insanların eğitimine talip olanların da öncelikle kendilerini tanıması gerekmektedir. Kur'an-ı Kerim'de: "Onlar, kendi nefisleri hakkında hiç düşünmediler mi?" (Rum:8) buyrulmaktadır. İnsan mucizevi bir varlıktır, onu tanımadan eğitmek zor bir iştir.  Şeyh Galib Terkib-i Bend'inde insanı tanımlarken ne güzel söylemiş:

Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen

(Hoşça bak kendine ki kâinatın özüsün sen

Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen)

​Hasılı kelâm insanın bilinçli bir idrake ve bilgiye sahip olması, ortaya koyduğu tutum ve davranışların anlamlı bir değere matuf olmasını sağlayacaktır.  (DEVAM EDECEK...)