• DOLAR 6.867
  • EURO 7.748
  • ALTIN 392.728
  • ...

Allah O’nu kutsi bir vazife için seçmişti. On sekiz bin alemin sultanı, alemlerin reisi ve nübüvvet zincirinin son halkası kılmakla Rabbi O’nu yüceltmişti. Kelam-ı Kerim bu durumu ne güzel ifade buyurmuştu.

“O, bir yetîm olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı? Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi?...” (Duha-6.7.8.)

İşte yetim olmasına rağmen barındırarak, yol bilmezken yol göstererek, yol gösterici diye tayin ederek Allah’ın kendisine şeref bahşettiği Salallahu aleyhi vesellem, nübüvvet öncesindeki tüm hayatıyla şirk toplumuna isyan ettiğini belirtmiştik.

Hz. Resulullah bu anlamdaki en somut duruşunu ahlakıyla ortaya koyduğunu ve bununla memur kılındığını “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) diyerek kendi dilinden ifade buyuruyor.

Kelam-ı Kerim bu hakikatı te’kidle:

“Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 68/4)

“Şüphesiz ki Allah’a, ahiret gününe iman edenlerle Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) ayetleriyle ilan etmektedir.

Peki, O;  Allah’ın evine saygı duyma ve sahip çıkma, yine cömertlikte yarışma gibi istisnai birkaç erdemin dışında ahlak sistemi çökmüş, köhnemiş şirk toplumuna karşı en büyük muhalefeti nasıl ortaya koymuş?

Tabi ki dürüstlüğüyle, güvenilirliğiyle, sözünde durmasıyla emanete sahip çıkmasıyla ortaya koymuştur. Dikkatlerinizi çekmek istiyorum, O’nun dürüstlüğü  hiçbir zaman haşa rol icabı, iş icabı, şartlar gereği tebliğ ve davet gereği olmamıştır. Dürüstlüğü yaşam tarzı olarak benimsemiş, hayatının vazgeçilmezi kılmış, ruhunun atan kalbi, nefes alıp veren ciğeri bilmiştir. Öyle bir dürüstlük ve samimiyeti kuşanmış ki namı diğer “el emin” olmuş.

Bu vaziyet şeraite göre de değişmemiştir. Durum bu olunca onu öldürmek ve davasına son vermek için fırsat kollayan müşrik toplumunun aksini iddia edemedikleri en başat husus O’nun güvenilir olduğu, el emin olduğudur. Zira hiç kimse O’nun yalan söylediğine şahit olmamıştı. Cümle müşrik toplumun O’nun hakkında ittifak ettiği durum O’nun sıdkı’ydı. Yediden yetmişe herkesin şahitliği söz konusuydu. Bundan dolayı Mekke sokaklarında parmakla gösterilirdi. “İşte işte o El Emin’dir” diyordular. Safa tepesinde de O’nun yalan söylediğine asla şahitlik edenin olmadığını, el emin olduğunu ilan etmişlerdi. Darun Nedve’de konuşurlarken de defaatle bunu dile getirmişlerdi. O kadar O’na güveniyorlardı ki kendi kıymetli eşyalarını ancak O’na teslim edebiliyorlardı. O da bu güveni hiçbir zaman boşa çıkarmamış ve evlatlarını kendisini öldürmek üzere gönderen bir toplumun yanındaki emanetleri zayi olmasın yerine ulaşsın diye can ciğeri amcazadesini ölümün yatağına bırakacak kadar emanete çıkmıştı.

Evet, O, Mekke’de gönüller fethine bu üstün ahlakıyla yola çıkmıştı. Öyle bir seferdi ki öyle bir kervandı ki yükü sıdk, emanet, emniyetti. Nice Sıddıklar bu sıdk seferinin armağanıydılar.

Sünnetullah buydu, zaferler için seferler lazımdı. İlk fetihler bu kutsi meziyetlerin sayesinde olmuştu. Dün olduğu gibi bu gün de yarın da “verresulu kaiduna” diyen yiğitler için de bu kemal ahlak elzemdir.

Rabbim bizi de gönüller fethi için güzel ahlak ile sefere çıkan yiğitlerden eylesin; vesselam.