• DOLAR 16.612
  • EURO 17.519
  • ALTIN 972.32
  • ...

  Akıl, elbette hayatı ve yaratılış gayesini anlama ve anlamlandırmada en önemli araçlardan biridir. Yalnız tek başına yeten bir anlama aracı değildir.

  Eğer öyle olmasaydı; insanlığın kurtuluşu(!) için aklın ön plana alındığı binlerce fikirsel akım, binlerce doktrin, yüzlerce çalışma olmasına rağmen insanlığın denediği her yol başına bela olmazdı. Ki Dünya halklarının, akılcılığın son ürünü olan kapitalizm ve komünizmin elinde can çekiştiği ortadadır…

  Bu yüzden “ ‘Allah doğru yolu bulmamız için bize akıl ve zeka vermiştir.’ Diyemezsiniz. Çünkü insan aklı zaten birçok yol icat etmiş ve bu yollar onun doğruyu bulmasını imkansız kılmaktadır.”(Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı, Pınar Yayınları s. 41)

  Diğer taraftan dünyanın hiçbir yerinde bireyin eğitimi üzerine eğilmiş hiçbir kurum ve kuruluş, bireyin kendi aklı nasılsa olayları analiz edebilir, denklemleri çözebilir, olgular arasında bir anlam ilişkisi kurabilir diye sadece evlerine kitap gönderip; “Buyurun kitapları okuyun ve aklınızla gerekeni yapıp eğitiminizi tamamlayın.” Dememiştir, diyemez de. Öyle ki kitap göndermiş,  o da yetmemiş kitabın daha iyi anlaşılması için muallimler görevlendirmiştir. O da yetmemiş eğitim ve öğretim sürecinin tam ve sağlıklı yürüyebilmesi için binlerce araç ve gereç hizmete sunmuştur.

Zira “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.”  (Bediüzzaman Said-i Nursi)

 Öyleyse en büyük kitap olarak tarif edilen bu kainatın her bir cüzü, Esmaül Hüsna cihetiyle binlerce kitap hükmüne girmişken ve elbette bunların anlaşılması için bir muallimin olması gerekiyorken, Hz. Peygamber Efendimizi(a.s.v) sadece kendi devrinin muallimi olarak sınırlamak hangi akılla izah edilebilir?

 Son yıllarda Siyer ve sünnet üzerine şüpheler oluşturmak ve Kur’an-ı Kerim ile arasını ayırmak için aklı putlaştıran bir zihniyetle karşı karşıyayız. Ve Allah’a Hamd olsun ki, bu zihniyet yerle bir olmak üzere.  Çünkü Siyer ve Sünnet Allah’ın birçok esması ile beraber hususen “Hikmet” esmasına bakar. Ve ‘Akılcılık Putu’ ile Allah’ı hikmetsizlikle suçlayacak manalara gelen safsatalarla Allah’a savaş açanlar elbet kaybetmeye mahkumdur.

 Allah’u Teala; “Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz Biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine Biziz.”(Hicr 9) buyurarak yüce kitabının sadece lafzını değil, aynı zamanda hükümlerini de koruma altına aldığını beyan etmiştir. Bu hüküm gereği Hz. Peygamber Efendimizin(a.s.v) Siyer ve Sünneti korunma altına alınarak günümüze ulaşmıştır. Ve tüm art niyetlilere(!) rağmen ulaşmak zorundadır.

 Eğer biz bir melek olsaydık, Allah elbet peygamberini melek olarak gönderirdi. “De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”(İsra 95)

  Bundan dolayı vahyin insan hayatına dokunabilmesi için ete kemiğe bürünmüş bir örnekliğe ihtiyaç vardır. Bundan dolayı Allah’u Teala;  “Andolsun, Allah'ın Resulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”( Ahzab 21) buyurarak o ‘Örnekliğin’ sadece Mekke ve Medine dönemine mahsus olmadığını kıyamete kadar tüm insanlığa ilan etmiştir.

Siyer ve sünnetin tahrif edildiğini iddia ederek itibarsızlaştırmak ve üzerinde şüphe bulutları gezdirmek, kalplere şüphe tohumları ekmek her devir ve dönemde “Sizin için bir örnek vardır.” İlahi düsturunun boş ve gayesiz olduğunu iddia etmektir. Allah’a noksanlık atfetmektir. Altı olmayan çağrılarla yaftalamaktır. Haşa ve kella!

 Peki Müslümanlar kimi örnek alsın? Bin yıllık bilgi ve birikime, yüz binlerce ulemanın dirayetine akılcılık putu ile meydan okuyan, kaş yapayım derken hakikat suikastçılığı yapan zatları mı örnek alsınlar?

 Evet söyleyin! Ümmet başsız kalmışken, birbirleri ile boğuşurken ve her taraf gözyaşı ile dolmuş ve kanlar sel olup akmışken ve bebeler bir kuru ekmeğe ulaşmak adına ölümü temenni ederken, analar ellerini havaya kaldırmış, duyarsız Müslümanların başına taş yağmasını temenni ederken; bunca soruna merhem olmak yerine “akılcılık” illeti ile “Hz. Adem’in babası var mıdır, yok mudur?”  diyerek ümmeti tartışmaların ve gereksiz gündemlerin içinde boğan, enerjilerini çar çur ettiren Akılcı(!) Zatları mı örnek alsın?

 Elhasıl; Allah’u Teala hükümlerini koruma altına almayı vaat etmiştir. Ve o hükümlerden biri de  “ Sizin için Örnek vardır.” Dediği Habibi’nin(a.s.v) siyer ve sünnetidir. Bazı kırıntıların zayıflığı(ki ulema bu konularda gerekli parantezleri açmıştır.) Siyer ve Sünnet’in sıhhatine zarar vermez. Bu yüzden O(a.s.v) olmazsa kulluğun anlamı nakıs kalır. Rabbim bizleri O örneklikten ayırmasın.(Gerekli bilgi için; Ramazan el Buti’nin Dönem Yayınlarından çıkan Fıkhu’s Siyre’nin 1. Bölümü’ne bakınız.)

Selam ve dua ile