• DOLAR 15.877
  • EURO 16.844
  • ALTIN 942.556
  • ...

   Geçen hafta ülkemizde sözde medeniyet, eğitim ve aydınlık yarınlar adına yola çıkmış ve kendilerini o yolun yılmaz bekçileri olarak gören kişilerin, asıl amaçlarının ne medeniyet ne de aydınlık yarınlar olduğuna değinmiş; dine ve dini sembollere karşı düşmanlığı misyon ve vizyon edindiklerini, söz konusu din ve onu andıran semboller olunca sırtlanları andıran dişlerinin hemen belirdiğini ve kinlerinden ağızlarının köpürdüğünü ve meselenin üzüm yemek yerine bağcıyı öldürmek(!) olduğunu; yani ideolojik saplantılarla hareket ettiklerini; ilim, bilim ve irfanın onlar için çok da öncelikli bir mevzu olmadığını belirtmiştik.

  Covid-19 sürecinde umrecilerin virüsle alakası olmamasına rağmen, kıble edindikleri Batı’nın ve oradan gelen turistlerin virüsü bulaştırma gerçekliği ortadayken ısrarla umrecilere yüklenmeleri, yapılan duaları küçümsemeleri, imamları bu süreçte hedef tahtasına koymaları; son olarak da Antalya gibi şehirlerimizde çıkan yangınlara karşı Yağmur Duası’na çıkanları; “Bu ayda yağmur yağmadığını herkes bilir.” Diyerek yine bilimi kılıf edinip dine karşı kinlerini dökmüşlerdi.

 Yani kafa aynı kafa, kılıf aynı kılıf. Huylu huyundan vazgeçmez. Geçmez geçmesine de bunlar hiç vazgeçmez. Eşek ne zaman anırmayı bırakır, bunlar da ancak o zaman bu huylarından vazgeçeler.

 Neyse yazıyı birkaç satır öncesine saralım tekrardan. Peki bilim ve çağdaşlık ve de aydınlık maskeleriyle savaş açtıkları Kadir-i Mutlak olan Allah(c.c), ne yaptı?  Tabi ki onları rezil etti… Yağdırdı da yağdırdı, imkansız görünen o anda, Rahmet yağmurlarını. Utanırlar mı, kızarırlar mı, bozarırlar mı dersiniz? Mümkün mü, eşek daha anırmaktan vazgeçmedi!

  Evet neymiş? Demek ki, dine ve dini sembollere karşı kuduruyorlar, geberircesine… Taşıyanın dört dörtlük yaşayıp yaşamadığı hiç önemli değil. Bir başörtülü bayan, pantolonlu dahi olsa bu önemli değil. Çünkü onları bir boğa gibi kudurtan o sembolleri taşımaları kafidir.

  İşte bu örümcekli kafalara göre İslam ve İslamcılar şartsız, şurtsuz ve amasız gericidir.

  Neyse, reel verilerle biraz duygusal bulutları aralayalım. İmam Hatiplerin son yıllarda artan başarısı… Kesinlikle iki şarta bağlıdır. Birincisi, din; ikincisi tek cins eğitim. Gerçi ikincisi de birincisinin devamıdır; ama biz onu ayrı zikredelim.

  Kumaş aynı kumaş, terzi aynı terzi ama nedense sonuç hep aynıydı. Ama bugün ciddi bir başarı ortada duruyorsa burada kumaşı ve terziyi değil, diğer değişkenleri konuşmamız gerekir. Bilimsel olarak bir şeyin kabul görmesi deneme ve yanılmaların onları belirgin bir sonuca vardırmasıdır.

  Evet son yıllarda tek cins eğitim veren onlarca kurum ile karma eğitim veren binlerce kurumun başarısı adeta bir denek ortamındaki gibi bize sonuçları kıyaslama imkanı sunuyor. Bu karşılaştırma imkanı bizi bir neticeye vardırmalı. Vardırıyor da. O sonuç da tek cins eğitim veren kurumların başarısının çok büyük farkla önde olduğudur. Bu kalıpsal ve taassupsal bir kıyas değildir. Bir denek ortamındaki verilerden yola çıkarak vardığımız bir yargıdır.

  Eee üniversiteye yerleşen ilk bin okuldan dört yüz tanesi İmam Hatip Liseli. Geriye kalan altı yüz kişi ise karma eğitim veren kurumlardır, burada bir terslik yok mu? Diyebilirsiniz. Bence deyin de. Çünkü gerçekten ciddi bir terslik var. Örnek veriyorum; 100 tane karma eğitim veren, 5 kişi de tek cins eğitim veren(İmam Hatipler) kurumlar olsun. Karma eğitim veren 100 kurumdan ilk 10’a giren 6 kişi, tek cins eğitim veren 10 kurumdan ilk ona giren 4 kişidir.  Şimdi 100 kişiden 6 kişi çıkması mı, yoksa 10 kişiden 4 kişi çıkması mı gerçek başarıdır? Yanlış anlaşılmasın! Karma eğitimin başarısı da bizim başarımızdır. Yalnız değişen koşulları değerlendirmek ve bizi gerçek anlamda daha çok ileriye taşıyacak olan değişkenlerin tespitini yapmak, ülkemizin geleceği açısından önemlidir ve her birimizin üzerine bir vazifedir. İşte Aydınlık yarınlara böyle ulaşacağız. İdeolojiksel at gözlüklerini takıp, inancı ve inanca dair olanları karşımıza alıp asıp, kesip, biçerek değil…

  Evet binlerce kurum arasında küçücük sayısı ile yakalanan bu başarı, kurumlar arasındaki  değişenleri görmemizi gerekli kılıyor. Öğretmen aynı öğretmen, öğrenci aynı öğrenci. Öyleyse tek cins eğitim başarıda çok önemli bir etken. Çünkü değişkenlerden biri budur.

  Gelişmiş ülkeler bu gerçeği anlamaya başladılar. Batı, kilise ve batıl din adamlarının yanlışlarını fark edince devrime gitti. Bu devrimle beraber kiliseye karşı ciddi ataklar ve değişimler meydana geldi. Bu ataklardan biri de karma eğitimdi. Ama yıllar sonra karma eğitimle başarıda istenen noktanın yakalanmaması ve eğitim ortamında yaşanan zorbalıklar, eğitim sorunları, davranış bozuklukları batıyı karma eğitimi sorgulaması gibi bir sonuca itti. Bu doğrultuda tek cins eğitimin verildiği sınıflar oluşturuldu. Başarıda ilk ciddi farkı gördüler. Daha sonra tek cins eğitim veren okullar açıldı. Gerçekten batı son yıllarda bu konuda ciddi adımlar attı. Ve sonuç olarak İngiltere’de üniversiteye yerleştirilen ilk 50 okul arasında neredeyse ilk kırk kişi tek cins eğitim veren kurumlardan oluşmaktaydı. Time Dergisi bunu saylarına taşımıştı. Ki oradaki başarıda tek cins eğitim veren okulların diğer okullara göre az olmasını da unutmayalım.

  Ama ülkemdeki aydınlık ve medeniyet şakşakçıları; gericilik ve laiklik şarkılarını bir türlü terk edip bu hakikati göremiyor. Daha doğrusu görmek istemiyor. Karma eğitim olmasın veya tek cins eğitim daha iyi dediğimizde; “Aman Allah’ım bunu söyleyen sen misin?” veya “Okullarda haremlik selamlık!!! “ Deyip adamı doğduğuna pişman ederler. Çünkü mesele yazımızın başında ifade ettiğimiz gibi çok farklıdır.

  İmam Hatiplerdeki bu başarının diğer bir sebebi de kuşkusuz dindir. Din aklı ve ufku açar. Doğru ve sağlıklı düşünmeyi sağlar. Onu berraklaştırır. “Peygamber, onların ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri çözer.”(A’raf 157) ayet-i celilesi kuşkusuz bu hakikate ışık tutar. Telefon arızalanır, telefoncuya koşarız, bir makine bozulur ustasına koşar veya kullanma kılavuzuna bakarız. Kimse kusura bakmasın. İsterse de baksın! En basit meselelerde bile bir kullanma kılavuzuna bakıp veya ustasına koşup sorunu hallediyor ve bu olayı mantıkla izah edebiliyorsak; insanın ve tüm varlıkların yaratıcısı ve kuşatıcısı olan İslam’ın İnsanı sadece Batıni açıdan değil, zahiri açıdan da başarıya ve aydınlık yarınlarına taşımayacağını iddia etmek ne kadar doğrudur? Evet İmam Hatipler yüzde yüz İslami bir programla hareket etmiyor olabilirler; ama buna rağmen müfredatın İslami bir programı merkeze alması aklın daha hür ve özgür düşünmesini sağladığı için başarıyı beraberinde getirmiştir.

  Demek ki diğer değişken de müfredattaki bu dini programdır. Çünkü yaratıcının ilk emirlerinden olan “Oku” emrinin en temel yönü; kâinatı ve ondaki sırları keşfe dönüktür. Din bu keşif yolculuğunu kolaylaştırır. Bu yüzden hala batının meşhur kütüphanelerinde Kur’an-ı Kerim en önemli yerini korumaktadır. İşte bu yüzdendir ki geçmişte İslam ışığında yetişen ve batıyı etkileyen meşhur bilim adamlarımız var oldu. Tabi anlayana.

  Bu arada normalde bu hafta bazı muhafazakarların İmam Hatipler aleyhindeki sakat sözlerine değinecektim. Yine erteliyorum, helallik diliyorum. Selam ve dua ile.