• DOLAR 6.698
  • EURO 7.335
  • ALTIN 361.368
  • ...

Bugün İslam coğrafyasında yaşanan acı tablolar, hepimizin yüreğini yakıyor, vicdanları kanatıyor, ancak bizleri harekete geçirmiyor. Öldürülen, dul kalan, yetim bırakılan, hor ve hakir görülen müslümanlar oluyor; yükselen, gelişen, itibar kazanan, sözü geçenlerse bu zulme, bu vahşete, bu gaddarlığa imza atan Allah ve İslam düşmanları oluyor.

Mısırdaki zulmün ilk günlerinde her birimiz bir yerlerden ayaklandık; mitinglerle, protestolarla zalimlere meydan okuduk. Fakat bölük pörçük yükselen sesimiz o kadar cılızdı ki sadece bizim kulaklarımız duyuyordu. Düşman, meşru haklarımız üzerinden dahi istediği oyunları planlarken bizler okuyacağımız lanetleri sadece kendi cemiyetimiz adına duyurmanın telaşındaydık.

Şu an dahi zalimler, hain desiseleriyle Müslüman kimliğini yok etmek için planlar düzenlerken bizler tefrikanın ateşiyle birbirimizi yakıp yıkıyoruz. Okuduğumuz ilimleri, edinilen bilgileri, geliştirdiğimiz kültürümüzü şahsi yükselişimize aracı kılıyor; ümmet bilinci, mücadele ve fedakarlıkta  bir mesafe kat edemiyoruz. Kendimiz için istediğimizi Müslüman kardeşimiz için değil istemek onlarda görmeye tahammül bile edemiyor, fark yaratma sevdasıyla birlik olma ruhumuzu kaybediyoruz. Rabbimiz, kardeşlik kavramını Müslümanlara münhasır kılmışken bizler birlik ve beraberliğin en kuvvetlisine, İslam düşmanlarının Müslümanlara karşı ittifaklarında şahit oluyoruz.

Müslümanlar olarak birliğimizi unutup hasis menfaatlerin esiri olduğumuz müddetçe İslam ümmetinin canı hep yanacak ve hepimizi saran bu yara kanamaya devam edecektir.

“… Gerçek şu ki bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah da hallerini değiştirip bozmaz. Ve Allah bir toplumun kötülüğünü diledi mi, artık onun geri çevirilmesine imkan yoktur.” (Rad: 11)

Yani bizler, secdelere dayanıp yalvararak değişmesini istediğimiz vahşet sahneleriyle birlikte, içinde bulunduğumuz bu kardeş kavgalarının da bitmesini ve Rabbimizin en çok görmek istediği tek vücud olma ruhunun dirilmesini de temenni etmeliyiz. Ve bu gayretimiz temennilerle sınırlı kalmamalı aynı zamanda bizleri harekete geçirmelidir.

Nitekim, Allah-u Teala`nın dualarımıza karşılık vermesi, bizlerin bugün kıyısında bulunduğumuz zilleti kutlu bir zaferle bertaraf etmesi, içinde bulunduğumuz hodbinlik kavgasının sona ermesiyle gerçekleşecektir. Allah-u Teala zaten bir çok ayet-i kerimede muvaffakiyetin İslam`da olduğuna, kazananların Müslümanlar olacağına,  kafirler istemese de nurunu tamamlanacağına dair müjdeler vermektedir.

Bizlere düşen, bu hali değiştirmek için kendimizden başlayarak içinde bulunduğumuz cemiyetin, grubun, halkanın genel görüş ve düşüncesini bir kez daha yoklayıp bu ayete ne kadar muhatap olunduğumuzu belirlemek ve ona göre bir yol haritası sürdürmektir. Belki bu davranışımız diğer kardeşlerimizin de bu uykudan uyanmalarına vesile olacak, beraber attığımız her adım; davamıza güç, düşmanın yüreğine silinmez bir korku salacaktır. Zira İslam âleminin bugün gelmiş olduğu bu vahim durum, vahdeti bulmak için başka bir davetiye ihtiyaç bırakmamıştır.

Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar aşağılanıyor, Müslüman oldukları için hakarete maruz kalıyor. Suriye`deki zulümden kaçan gencecik dul kadınlar ortalıkta sürünüyor, bir öğünlük yemek karşılığı Müslümanların namusları yerler altına alınıyor. Ölüm, ağızları süt kokan bebekleri davetsiz yakalıyor. Arakan`da Müslümanların itibar kazanmaları, mülk edinmeleri, hatta evlilikleri dahi Budistlerin isteğine göre gerçekleşiyor veya engelleniyor.  Toplu katliamlar ve Müslümanları aşağılamalar medyadan haberdar olduğumuz kadarıyla mı gerçekleşiyor?  Feryadını işitemediğimiz, içine düştüğü zulümden kurtulmak için İslam alemine sesini duyurmak isteyen o kadar kardeşlerimiz var ki... Her biri imanlarının karşılığı olarak birçok değerini kurban veriyor.

Allah aşkına, daha neleri feda edeceğiz vahdeti bulmak için? Tekbir sesleriyle çıkan mermiler, tevhit sedasıyla yankılanan göğüsleri deliyor. Ölen biziz öldüren biz, galip olanlar ise bizleri bu gaflete sürükleyenler! Mısır olaylarına tanıklık eden bir muhabir, şunları aktarıyor: “Ramazan ayında, Adeviyye`de toplanan göstericilere karşı, Kahire Meydanı`nda bekleyen askerler, iftar saatinde iftarlıklarını tankların üzerine seriyor, hep beraber oruçlarını açıyor ve oldukları yerde Kur`an-ı Kerim okuyorlardı.” Aynı o askerler, aynı o tanklarla tekbir seslerini kısıyor, tepelerden Müslümanların canlarını en çok acıtacak kurbanları seçiyorlar ve belki birçoğu bunu cihat ruhuyla yapıyordu.

İçinde bulunduğumuz her halimizden haberdar olan Rabb-i Rahimimize el açıyoruz.

Ya Rab! Bizlere rahmetini hızlandıracak hal ile hallenmeyi nasip eyle.

Akıtılan bu kadar kanı, koparılan körpecik bedenleri, vahdet bilincinin uyanışına vesile eyle.

İslam aleminin uğradığı bunca haksızlık, zorbalık ve yalnızlığı Müslümanların hareket olarak, cemaat olarak, parti ve dernek olarak değil, İslam alemi olarak birleşmelerine vesile eyle.

Bu karanlık günlerin sabahını ve senin hak vaadin olan İslam nurunun bütün aleme hakim olacağı günü yakın eyle. (Amin)