• DOLAR 8.665
  • EURO 10.201
  • ALTIN 491.851
  • ...

Evet, yanlış duymadınız; mutsuz olmak… Artık tüm mücadele, tüm çırpınışlar mutsuz olmak için veriliyor. Nasıl mutsuz olabilirimin yolları didik didik aranıyor ve en küçük bir problemi dağ gibi yapıp önüne koyma ve sonrasında mutsuzluk hezeyanlarıyla etrafa suratsız simalar yansıyor.

Eskiler ah eskiler… Onca yokluk içinde, onca hayat mücadelesiyle uğraşıp dururken yine de mutlu olmayı bildiler. Onca mutsuz durumun içinde küçük bir mutluluğu yüreklerinde dağ gibi büyük yapıp hayatlarını gülistana çevirdiler. Bir anne en az iki üç çocuğunu yoklukla yetiştirip, bunun yanında teknoloji ve zamane imkânlarından uzak olup hayat mücadelesiyle birlikte kocaman mutluluklara imza atıp yüz ve dillerde tebessümler devşirdi.

İnsanların etrafında bunca mutlu olacakları sebep varken mutsuz olmak için niye bu kadar uğraşırlar. Bunca varlık, bunca kayda değer huzurlu bir ortam refahında yaşarken sinelere çöküp te ruhları bozan bu mutsuzluk oyunları da nedir?!

Niye midir dersiniz? Şükürsüzlükten ileri gelir tüm bunlar. Eldekiyle yetinmeme, var olan değerlere kör ve sağır kalma ve hep en yenisini isteme dürtüsü bizi sonu hüsran olan mutsuzluğa itiyor. Şükürsüzlük mutsuzluğun asıl kaynağı. Mutsuzlukta stres ve hastalıklar üretir insan vücudunda. Son zamanlarda hastalıkların bu denli yaygın olmasının nedeni de böyle çıkmış oluyor. Çaresi de vardır elbette, şükretmek! Sağlığa, imana, gökyüzüne, nefesimize, huzurlu bir ortamda oluşumuza, vücut azalarının tam oluşuna, yediğimiz giydiğimiz her şeye, kirasını verebildiğimiz evimize, ayağımıza giyebildiğimiz ayakkabıya, misafirimizi ağırlayabileceğimiz besinimize…

Ve daha sayamayacağımız kadar çok olan tüm nimetlere şükredebilmek. Ayakkabısı olmayan bir insanın ayağı olmayan bir adama bakarak şükretmesi. Ayakları olmayan bir insanın yatalak olan bir insana bakarak şükretmesi. Ama her hal ve durumda her insanın dil ile kal ile hakkını vermesi gereken bir olgudur şükretmek.

Yalnız nankör olan insan zaten bu nimetler ona ‘kesinlikle` verilecekmiş, olmazsa olmazı gibi bakıp kör kalabiliyor. Bunca mutluluk sebebi varken en küçük bir meseleyi hayat-memat meselesi yapıp o mutsuzluğun fırtınası haftalarca sürebiliyor. Dünyalık olan dert ve sıkıntılar mutsuzluğun yanında en büyük streslerin en büyük manevi çöküntünün kaynağı da olabiliyor.

Çok dile gelmeyip görülmese de toplumsal olarak ruh bozuklukları ve maneviyatı tahrip eden ciddi bir tehlikedir bu. Diller şikâyetten öte, şükretmeye alıştırılsa ve gönüller bundan yana bilinçlendirilse belki hep aksi, sinirli, dik başlı sorunlu bir toplumdan ziyade farklı bir toplumla karşı karşıya kalacağız.

İçinde bulunduğumuz an ve hayat şartlarının zenginliklerini birazcık fark edebilirsek şükretmenin ne kadar gerekli olduğunu ve mutluluklara kanat çırptığımızı göreceğiz. Özenti, kıyas ve en üstekine göz dikme hastalığından kurtuluş olursa, iç huzur anlamında mutluluk kanatlarıyla iyileşmeye de gidilecek böylece.

Rabbim fehmeden, şükreden ve bunu zikreden kullarından eylesin. Baki muhabbetle