• DOLAR 5.75
  • EURO 6.361
  • ALTIN 271.15
  • ...

Aynı vatanda, aynı bayrak altında, aynı değerler etrafında yaşamak insanlar için bütünleştirici, millî bilinç oluşturucu ve millet olmanın temel unsurlarıdır ancak diline, dinine ve kültürüne yabancı değerler Müslüman bireyler tarafından kabul edilemez.

Müslüman ne zulmeder ne de zulme uğrar. Müslüman ancak hakkı ve adaleti ikame etmenin mücadelesini verir. Farklı renk, dil ve dinlerin bir arada bulunmasını bir zenginlik olarak görür.

Allah(c.c) Kur’an-ı Kerimde “Dinde zorlama yoktur.” buyuruyor. Din bir yaşantı şeklidir, öyleyse Hayat şekillerimizi birbirimize dayatmamalıyız. ‘’Sizin dininiz size, benim dinim banadır.’’

 Müslümanlar özgüven sahibi bir toplum yapısına sahip olmalı ve kendilerine zorla kabule zorlanılan ve dayatılan hayatları da İslam’a aykırı olduğu gerekçesiyle geri tepmesini de bilmelidir.

Özellikle neslin ihyası ve ıslahı genç neslin temelden iyi yetişmesine bağlıdır. Ancak bugün bizler çocuklarımızı, İslam Kültür medeniyet tasavvurundan uzak, İslam’ın özünden mahrum bir şekilde yetiştiriyoruz ve laik ve seküler kurumların insafına bırakıyoruz.

27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan, Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında fulbright anlaşmasını incelediğimizde konunun çok daha derinlikli olduğu, Müslümanların çocuklarının nasıl bir plan ve projenin parçası olduğunu görüyoruz.

Sürekli yakındığımız, ezbere dayalı eğitim sistemimizin bir türlü düşünen ve üreten eğitim sistemine geçememesinin sebebi bu anlaşmadır. Bu anlaşmadan sonra yani tam 70 yıldır kaç tane hükûmet, kaç tane millî eğitim bakanı geldi geçti bu ülkeden, hiçbirisinin aklına gelmedi mi eğitimde düzgün işler yapabilmek için bu anlaşmanın sorgulanması gerektiği…

Bu anlaşmanın en meşhur ve en tehlikeli maddesini aşağıya alıyorum.

"Komisyon dördü TC ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. Bunlara ek olarak Türkiye' deki ABD diplomatik heyetinin başı komisyonun fahri başkanı olacaktır. Komisyonda oyların eşit olması durumunda kesin oyu misyon şefi verecektir."

Bu sinsi dış mihraklarda koordineli, Amerikan emperyalist devletinin başı çektiği fulbright anlaşmasıyla garantiye alınmış çalışmalardan bir an önce kurtulmalıyız.

Yeri gelmişken, söylemeden geçemeyeceğim Malcom X’in şöyle bir tespiti vardır: ’’Sadece bir ahmak çocuklarını düşmanının eğitmesine izin verebilir! ‘’

Sovyet tehdidi nedeniyle batı Blok’una sığındığımız günden sonra, yarı sömürge durumuna getirildik. Marshall yardımlarından biz de yararlandık, fulbright eğitim komisyonunu açtırdık, ardından NATO’ya girmek istedik, Kore Savaşı’na asker gönderdik. ABD’nin isteğiyle uçak üreteceğimiz fabrikaları kapatıp traktör fabrikaları açtık, tarım ülkesi olarak kaldık ve tarım ülkesi olmayı da beceremedik.

Geldiğimiz durumda bir an önce eteklerimizdeki taşları dökmeli, nerede hata yaptık ve nerede yapıyoruz sorularının cevabını bulmalıyız. Yoksa yarın çok geç olabilir. Gençlik elden gitti, gidiyor. Bunu sadece bir eleştiri olarak değil, hayat meselesi olarak ele almalıyız. Gençliğin içine düştüğü bu çıkmazdan Atatürk’ün ilke ve inkılaplarıyla çıkamayacağını yaşayarak gördük. Artık! Çocuklarımıza dayatılan ilke inkılaplar sizi bağlar. Biz Yesribi, farklı dil, din ve kültürü içinde barındırmasına rağmen, Medine’ye yani; medeniyete çeviren, Muhammed Mustafa’nın, onun Allah’ın elçisi olarak Göklerin ve Yerin Rabbinden aldığı ve bize getirdiği ilke ve inkılapların şekillendirdiği hayatı istiyoruz ve bu hayata kavuşmanın özlemiyle yaşıyoruz. Biz size bu hayatı dayatmıyoruz. Siz de bize dayatmayın.

Çocukların Allah bilincini, medeniyet tasavvurunu ve bilim geleneğini iğdiş eden zihinsel çalışmalar, yine çocuklarımızın masumiyeti üzerinden suni, gayri ahlaki ve göstermelik plan ve programlarla yürütülen sosyolojik çalışmalara karşı ıslah çalışmaları yapılmalı, oluşturulan tahribat Şafi olan Allah’ın Şifa veren Kitabı Kur’an-ı Kerimle tedavi edilmelidir.

Gençliği yeniden İslam’ın kadim medeniyet denizinde yıkayarak “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaşta…’’ projesini tarihin çöplüğüne atmalıyız. Artık on yılda oluşturulan bu zihinsel ve ahlaksal çürümüşlük ortadan kaldırılmalı ve yeniden bir gençlik yetiştirilmelidir. Bu gençlik, dininin, dilinin, ırzının, evinin, kininin ve öcünün davacısı bir gençlik olmalı. İslam medeniyet tasavvurunu oluşturarak hayatın her alanında dünyaya nizam ve intizam vermelidir.

’İçinizde insanları iyiliğe çağıran, marufa uymalarını isteyen ve münkere karşı çıkan önder bir toplum (ümmet) bulunsun. İşte umduklarını bulacak olanlar onlardır.’’(Al-i  İmran;104)

‘’ Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah’a aittir.’’(Hac;41)

Selam ve dua ile…