• DOLAR 5.659
  • EURO 6.383
  • ALTIN 259.353
  • ...

Alın teri ve emekle yoğrulan işler her geçen gün azalıyor. Helal lokma gibi mefhumların yerini, bir tuşa dokunmakla ‘maki’lerin harekete geçtiği, seri imalatın peş peşe sıralandığı, ruhsuz bir toplum inşa edilmek isteniyor.

Kapitalizmin, insanı sadece tüketen bir varlığa dönüştürme girişimi, bütün hızıyla devam etmektedir. Artık üretmek insanın değil, makinenin işi, siz sadece tüketin, daha fazla tüketin…

Tükettiğiniz kadar insansınız anlayışı altın çağını yaşıyor.

Kapitalist hayat şekli ile Müslüman bireylerin zihin dünyaları parça parça ediliyor. Bu hayat şekline göre din şekil alıyor. Yani; toplum inandığı gibi değil, yaşadığı gibi inanlardan oluşuyor. Artık her bireye göre bir din algısı oluşturuluyor. Bu din algısı, sadece bireysel hayatları etkileyebiliyor. Cemiyet din ekseninde bireylerin oluşturduğu yapı olmaktan çıkarılıp, birey âdetince din ve cemiyet anlayışı oluşturulmak isteniyor. Oysa Hz. Muhammet(a.s) bireyleri birbirini tamamlayan vücuda ve birbirini ayakta tutan tuğlalardan örülmüş duvara benzetmektedir. Şimdi ise birbirini tamamlamayan bu tuğlalardan, emperyalizmin öncü kuvveti olan kapitalizm, Müslümanların vücutları üzerinde, piramitler misali kendi hiyerarşisini ve sarayını oluşturuyor.

Herkesin kendine göre bir din anlayışı, bir inanç geliştirerek dinin toplumu perçinleyen, idame ettiren yapısı ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu proje daha çok ekonomik uygulamalarla gerçekleştirilmek isteniyor. İnsanlar ekonomik ihtiyaçlarından dolayı bağlı oldukları düşüncenin hayat şeklini benimsiyor ve ona göre hayatlarına şekil vermektedirler.

Ekonomik yaptırımlar sonucunda Toplum seküler değerlerle bütünleştirilmek, ırk ve millet temelinde kutsallaştırılmak isteniyor. Plan ve projeler bu doğrultuda yürütülmektedir. Toplum bütün iletişim araçlarıyla yönlendiriliyor, algı yönetimine tabi tutuluyor. Temel İslami değerleri ihtilafın kaynağı göstererek, dini hayatı bireyselliğe indirgeyip, toplum hayatından çıkarılmak isteniyor. Kapitalizm seküler bir akıl oluşturuyor. Artık toplumsal ilişkiler; hesaplar, rakamlar üzerinden yapılıyor.

Fıtrat, duygu, sevgi ve merhamet gibi özellikler, insanlardan alınarak, insana; makine ve meta olarak bakılıyor. İstisnalar ve bir kısmını eleştirinin dışında tutarsak bile günümüzde, doktorlar meslek hayatlarında insanın duygusunu, ahlaki değerlerini dikkate almadan bir makine gibi hastalarına muamele etmektedirler. Kadına, kadın doktor tercih hakkı tanınmamasının temelinde, bu zihinsel hastalık yatmaktadır. Onlara göre cinsiyet kavramı mahremiyeti ortadan kaldırıyor.

Toplum, zihinsel bir köleliğin esiri olmuştur. Kapitalist plan ve projelerle toplumun genlerindeki İslam ve medeniyet tasavvuru yok edilmeye çalışılıyor.

Bugün, bu toplumda İslam’ın adı var, ama aynı toplumda norm oluşturma ve hukuk bazında ne rengi var ne de hükmü vardır.

Siyasi, ekonomik ve iktisadi uygulamalar, kapitalist bir zemin üzerinden yürütülmeye devam etmektedir.

Bu proje maalesef İslam’a rağmen değil, İslam görüntüsü altında yapılıyor.

Dini yok sayma değil, dinin özünü bozma plan ve projesi altında yapılıyor.

Artık, iki Müslüman birey bir araya gelerek, en temel değerlerinde bile birlikte hareket edemiyor. Okullarda verilen din kültürü dersi, STK’ların dini faaliyetleri, devletin denetimi altında, hutbelerde anlatılan din dersi, Allah’ın Resulünün tebliğ ve davette bulunduğu din ile bütünleşmiyor.

Toplumda, farklı farklı dini söylemler ve yaşantı şekilleri yaygınlaştırılıyor.

Dinin görüntüsü var, ama toplumsal hayata sirayet etmiyor. Topluma rengini vermiyor. Din sadece akademik çalışmalar ve söyleme indirgenerek, seküler akıl, vahyin üzerinde konumlandırılıyor.

Din meslek haline gelerek Hz. Muhammed’in(a.s) “Dinden geçinmeyin…” emrine rağmen geçim ve seküler çalışmaların verisini oluşturmaktadır.

Oysa Ya-sin suresinde Yüce Allah mealen şöyle buyurmaktadır:

“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” (Ya-sin;21)

Yine Maide süresi 44. Ayette, Allah’ın ayetlerinin “menfaat karşılığında” satılmaması, anlatılmaması veya gerçeklerin, hakkın ve hakikatin saklanmaması gerektiği ikazında bulunuluyor.

Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyetleri, İmam-Hatip ve İlahiyat Fakülteleri, aydınlar ve sözün gücü elinde olanlar tarafından bu çerçevede özeleştiri ve cesaretli bir sorgulamaya tabi tutulmalıdır. Kimse de bu özeleştiriden alınmamalı…

Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarına uygulanan müdahalelerin, projelerin ve algı yönetimlerinin farkına varıp, Allah’ın Resulü aracılığıyla gönderdiği saf ve temiz din olan İslam’ı tanımak, koruyup kollamak, Resulünün bize tebliğ ettiği şekli ile yaşamak, her inanmış Müslümanın aslî ve imanî meselesidir.

Selam ve dua ile…